Eski Meclis başkanı İsmail Kahraman sonradan tevil etse de “Laiklik anayasada olmamalı” demişti. Şimdiki Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş da 1921 Anayasasını istiyor. Çünkü 1921 Anayasasında devletin laik olmasıyla ilgili hüküm yoktur.
Diyanet İşleri Başkanı’nın Ayasofya konuşması, bir mahkemenin şeriatı kaynak göstererek karar vermesi ve benzer eylemler, laiklik karşıtı eylemlerdir.
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin katıldığı bir canlı yayında sunucunun “Şeriatı öven kitap mı yazdınız?” sorusuna “Keşke Şeriatı övecek kadar bilgim olsaydı da yazsaydım” yanıtını vermişti.
Öte yandan cemaatler doğrudan veya vakıflar yoluyla dolaylı olarak devlet tarafından destekleniyor. Cemaatlerin nihai hedefi de şeriattır.
Demokrasi içinde laik devlet düzenini değiştirmek zordur. Hele Türkiye gibi Avrupa yaşam tarzını görmüş ve demokrasi yaşamış bir halka şeriatı kabul ettirmek zordur.
Kaldı ki, Laik devlet düzeni, demokrasinin altyapısıdır. Şeriata dayanan bir cumhuriyet olmayacağına göre, laiklik aynı zamanda demokrasinin olduğu gibi cumhuriyetin de omurgasıdır. Tarihî bir gerçektir ki, laik devlet anlayışını benimsemeden, demokrasiye geçmiş bir ülke yoktur.
Bunun zorluğunu bildiği içindir ki, siyasi iktidar bir yandan da Anayasayı değiştirmek istiyor. Hem laikliği hem de demokrasiyi yeniden tarif etmek istiyor.
2.Din eksenli eğitim, kalkınma önünde engel oluşturur.
Osmanlı’nın geri kalmasının, idari ve jeopolitik nedenleri olmakla birlikte, temel neden eğitimde ve bilimde geri kalmasıdır
Osmanlı’da, İlköğretim yerine hayırsever kişiler ve dinî cemaatler tarafından kurulan ve 5-6 yaşlarında çocuklara eğitim veren, mahalle mektepleri ve sıbyan mektepleri vardı. Bunlar şeyhülislama bağlıydı. Bu okullarda, okuma, yazma ve dört işlemle birlikte temel amaç Kur’an’ı öğretmekti. Bunun için de eğitim dili Arapça idi. Tanzimat dönemine gelinceye kadar, kızlar sıbyan okulundan sonra eğitim görmezlerdi.
Şeyhülislam da; “dinin temelini sağlamlaştırmak için sorun kaynağında halledilmelidir” diyor ve eğitim sisteminde baştan sona din esaslı bir düzenleme yapılıyordu.
Osmanlı medreselerinde okutulan derslerin tamamına yakını fıkıh, hadis, kelam, tefsir dersleriydi. “Felsefe, matematik ve fen bilimleri geleneksel medrese müfredatında yer almıyordu.”
Protestanlığın kurucusu Martin Luther’in dinde reform gerekçelerinden birisi de eğitimin bağnaz olmaktan çıkarılması ve laikleştirme hedefi olmuştur. Luther, eğitimin yararlarını söylerken “iyi okullar hayattaki tüm doğru davranışların çiçek açtığı bir ağaçtır ve ağaçların çürümesi durumunda dinde ve tüm sanat kollarında körelme kaçınılmazdır” demiştir.