DEM Parti ve DBP’nin, haftalardır hazırlıklarını sürdürdükleri “özgürlük” talebiyle gerçekleştirecekleri barışçıl bir gösteriyi “Biz ne diyoruz, tamburamız ne çalıyor” dercesine yasaklamak üzere Valiliğin icat ettiği kulplara bakınca Saray doruklarında elini verenin kolunu kurtaramayacağı bir kapan kurma hevesinin kol gezdiğini görmemek imkansız. Bütün anahtar sözcükler bir arada: “Teröre müzahir yapılar”, “yaygın illegal eylemler”, “milli birlik ve beraberliğimizi zedeleyici kışkırtıcı eylemler”, “cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü hedef alan müessif olaylar”, “kamu düzeni ve güvenliğinin ciddi şekilde bozulabilmesi”… Bin yıllık kardeşlikmiş!
Beliren bütün işaretler bir “kardeşlik” hamlesiyle değil, deli gibi muhtaç olduğu rızayı üretmek için verecek hiçbir şeyi kalmayan rejimin, ihtiyaçlarını, yönetilenlerin kendi talepleriymişçesine algılamalarını sağlamaya odaklanmış bir psikolojik harekatla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bu harekatın kilit kavramı olan güya “iç cephenin tahkimatı” uydurmasının ve bunun esbabı mucibesi olarak ortaya atılan “dış tehdit İsrail” iddiasının bir palavradan ibaret olduğu önceki günkü “Kapalı Oturum”da bütün katlanılmaz saçmalığıyla birlikte ortaya döküldü. Bundan sonra, karşı karşıya kaldığımız siyasal ve psikolojik manevraların görünüşteki gerekçeleriyle vakit kaybetmektense, gerilerindeki saiklere odaklanmak ve rejimin hamlelerine reaksiyon vermekle uğraşmak yerine siyasette ön almaya çaba göstermek muhalefet için daha yerinde olacaktır.