Erkan Aydoğanoğlu: Asgari Ücret Tespit Komisyonu iki toplantı yapmasına rağmen ortada herhangi bir rakam yok

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Tek adam rejimi koşullarında asgari ücretin belirlenmesinde tamamen sembolik bir anlamı olan Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugüne kadar iki toplantı yapmasına rağmen ortada herhangi bir rakam yok. Üçüncü toplantının haftaya yapılması beklenirken 2025 bütçe görüşmelerinin birkaç gün içinde tamamlanacağından olsa gerek, üçüncü toplantının bugün yapılacağı açıklandı.  

Asgari ücret uygulaması, fiilen olmasa da teorik olarak ücretlerin belirli bir düzeyin altına inmesini engelleyerek, işçi sınıfının kendi içindeki rekabetin ve sermayenin bunu fırsat bilerek yoğunlaştırdığı sömürünün bir ölçüde sınırlandırılmasını ifade ediyor. Bu anlamıyla asgari ücret düzeyinin belirlenmesi sermayenin dayattığı ağır sömürü ve sosyal yıkım koşulları karşısında işçilerin öncelikle fiziki varlığının korunmasını açısından önemli. Ancak ülkenin mevcut ekonomik şartlarına bakınca mevcut asgari ücretin, işçilerin ve ailelerinin fiziki varlıklarını sürdürmelerini sağlamak bir yana giderek zorlaştırdığı bir sürece girildiği anlaşılıyor.

Türkiye’de başta ücretli emekçiler olmak üzere, geniş halk kesimleri açısından uzun süredir fiilen bir ‘kemer sıkma’ süreci içinde bulunuyor. Yılda bir defa belirlenen ücretler aylık ya da haftalık olarak artan fiyatlara yetişemediği için ülkenin pek çok yerinde sendikalı ve sendikasız işçiler düşük ücret zamlarına karşı grevler ve eylemler yapmaya başladılar. Gıda, barınma, enerji, ulaşım vb. gibi temel ihtiyaç kalemlerindeki artış oranlarının seyri, özellikle ücretli emekçiler ve emekliler için geçim sıkıntısını dayanılmaz hale getirmiş durumda. Bu durum sadece rakamsal bir eksiklik değil, aynı zamanda milyonlarca işçi ve ailelerinin insanca yaşama hakkının bizzat iktidar eliyle ihlal edilmesi anlamına geliyor.

Erkan Aydoğanoğlu’nun yazısı