ABD zayıf, hem de çok!
İçinden geçtiğimiz tarihsel dilime özgü bu güçlülük ve zayıflık diyalektiğini kavramadan bir devrimcinin hareket etmesi ve yönünü bulması mümkün değil.
Venezuela saldırısı petrolle ilgili değil, ABD Orta ve Güney Amerika’da hegemonyasını yeniden inşa etmeyi hedefliyor
ABD önceki saldırılarında emekçi sınıflar açısından etkili olan güçlü ideolojik kılıflar üretirdi. Yok otokratik rejimlere karşı demokrasi, yok kitle imha silahlarını yok etmek, yok IŞİD’e karşı mücadele.
Irak’a karşı işgali başlattıklarında Ankara’da üniversite binalarının camları bantlanmıştı. Niye, Saddam kimyasal silah taşıyan füze atarsa camlar kırılıp içeri gaz girmesin diye. Bu emperyalist ideoloji makinesinin gücünü gösteriyordu.
Şimdi ise hiçbir kılıf yok, “petrolünü istiyoruz, biz yöneteceğiz Venezuela’yı”.
Bu büyük bir zaaftır. Gerçekten kimse inanmadığı gibi saldırı karşısında dünyanın her yerinde büyük kitle gösterileri oldu. Bu saldırıyı kınayamayan ABD hegemonyasındaki devletler ve siyasileri bir meşruiyet krizi ile yüzleşmek zorunda kaldılar.
ABD diğer emperyalist ülkelere liderlik yapma yeteneğini yitirdi.
Emperyalist hegemonya aynı zamanda diğer emperyalist devletlerin bir grubuna liderlik yapmakla da inşa edilir. Şimdi ABD’nin bu yeteneğini nasıl yitirdiğine tanıklık ediyoruz.
Ukrayna savaşında Ukrayna’nın zenginliklerine tek başlarına çöken bir anlaşma yapmaları, Grönland’ı müttefiklerinden istemeleri bu liderliğe ve NATO ittifakına bir darbe vuruyor.