Şehir planlamacılığı deyince ilk akla gelen isimlerden ODTÜ Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi’nde şeref üyesi İlha Tekeli, “Gezi’de eski siyaset kültürünün aktörleri işbirliği yaparak oluşabilecek yeni siyaset kültürünü boğdu” dedi. Tekeli, AKP iktidarı için, “Totaliter nitelikte bir siyasetle karşı karşıyayız” ifadesini kullandı.

Tekeli’nin Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’e verdiği söyleşiden satırbaşları şöyle:
İhsanoğlu’nun adaylığı: CHP içinde önemli bir eksikliğe işaret ediyor. Kendinizin siyasi olarak fazla bir iddianız olmadığını da söylemiş oluyorsunuz. Yeni bir siyaset önerisi içermiyor.
Bu şuna dayandırılabilir; Türkiye o kadar kötü bir noktada ki Cumhurbaşkanlığı seçimi kişisel diktatörlüğün inşasında bir adım gibi görünüyor. Dolayısıyla bu büyük tehlike karşısında en az riskli pozisyonu almak diye düşünülebilir.
Ama yeni bir siyasetle oy dağılımını değiştirecek bir aday önerilmesini tercih ederdim.
Araçsal demokrasi: 1946’da demokrasiye değil çok partili rejime geçmemiz bizi araçsal bir demokrasi problemi içine soktu. Araçsal demokrasi içinde bütün mesele oy alıp almamaya indirgeniyor.
Gezi eylemleri: Ben Gezi’ye baktığımda şunu görüyorum; Türkiye ilk defa araçsal demokrasi anlayışına razı olmadı. Yeni bir demokrasi talebi var. Gezi’de bir süreç işledi. Oysa bizim siyasetimiz… Bir takım adamlar bir yerde program yazıp, ‘En doğrusu budur’ diyor. Yeni bir siyasi hareket ancak süreçler üstünden kurulabilir.
Gezi’de Başbakan’ın en büyük müttefiki eski tür protesto hareketini sürdürenler oldu. Yıkıp yakmalar falan.
Burada yeni siyaset doğarken, eski siyaseti bastıranlardan biri Tayyip Erdoğan, diğeri de şiddet kullanan gruplar oldu. O şiddet, Tayyip Erdoğan’ın bastırmasını meşru hale getirdi. Eski siyaset kültürünün aktörleri işbirliği yaparak oluşabilecek yeni siyaset kültürünü boğdu.
Kürtler ve HDP: Sosyal sermayesi sıfıra inmiş bir toplum sorunlarını çözmeden biriktiriyor. Bu ötekileştirme siyasetinin karşısına bir şey koymak gerekiyor. Kürtler de bunu yeterince koyamıyor, çünkü onlar da ulusçuluğu aşmanın yollarını aramıyorlar.
HDP ötekileştirmelerinin mağduriyeti üzerinden siyaset yapmaya devam ediyor. Çözüm önerisi ulus devlet kavramını aşamamış şekilde müzakere ediliyor. Ama şunu çok takdir ediyorum temel olarak; bu müzakere sürecinde Abdullah Öcalan’ın beyanlarındaki Türkiye’nin tümü için demokrasi hedefi çok önemli bir adım. Ama bunun araçları yeterince konmuş değil.
AKP: Gücün estetizasyonuna dayanarak bir muktedir yaratıldı. Bu muktedir bir öykü sunuyor. Bu öykünün bir ucunda İslamcı özlemler, bir ucunda büyük devletin yurttaşı olmanın özlemleri var, bir taraftan refah özlemleri var. Böyle bir umut öyküsü.
Bunun karşısında kentsel rantın kullanılmasına dayalı çok katmanlı bir popülizm var.
Bir de ‘öteki’ yaratmaya dönük dil savaşlarına dayanan bir söylem.
Bu hiç tutarlılığı olmayan bir postmodernist ele alış. Gücün estetitazyonu da öyle bir şey.
Tutarsızlık şurada; postmodernizm aslında bireyin özgürlüğü üzerinden gelişen bir şey. Bu siyaset ise bireyin özgürlük alanını kapatan, totaliter alanı belirlemek için yapılan bir şey. Formu postmodernist nitelikler içeren ama özgürleştirici değil totaliter nitelikte bir siyasetle karşı karşıyayız.