Siyasi gerginlik, dolayısıyla ekonomideki istikrarsızlık ve piyasadaki belirsizlik bugünkü seçim sonuçlarıyla değil, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin tamamlanmasıyla sona erebilecek.
Siyasi gerginliğin ekonomiye verdiği önemli zararları, daha önce sık sık yaşadık. Son 11 yıllık AKP iktidarı döneminde ise genellikle seçimlerin mali istikrarı bozmadığı, dolayısıyla ekonomiye fazla zarar vermediğini gördük.
Ancak artık iktidarın, seçim sonuçlar ne olursa olsun, tartışmalı hale geldiği bir döneme girdiğimizi unutmayalım. Bu nedenle seçimlerin mali istikrarı zedelemeyeceği konusunda, son 11 yılda olduğu kadar, rahat değiliz.
Yerel seçim sonuçları ne olursa olsun, önümüzdeki 2 seçimin, iktidarın halkın daha fazla kesiminin onayını alma ihtiyacı duyacağı bir dönem olarak geçmesi ise kaçınılmaz.
O nedenle iktidarın popülist kararlara imza atmayacağı konusunda eskisi kadar iyimser olunamıyor.
Buna ekonomide büyümenin, küresel iklimin de büyük etkisiyle, daraldığı bir döneme denk geldiğini, enflasyonda yeniden artış tehlikesinin baş gösterdiğini, bankaların mali yapılarının zayıflamaya başladığı gerçeğini eklediğimizde, işlerin eskisi kadar kolay olmayacağı kendiliğinden ortaya çıkıyor.
Böylesine, trendin döndüğü bir ekonomik ortamda, daha fazla oy kaygısı öne çıktığı takdirde, eskisinden farklı olarak popülizmin gündeme gelmesi kaçınılmaz olabilir. Bu da ekonomideki seçim zararını artırabilir.