Savaş ve İran’ın direnişi şiddetlenerek devam ediyor. Nükleer eşiğe yaklaştığımıza dair kaygılarım da derinleşiyor ama onu belki haftaya ele alırız.
Bu savaşa ve İran’a yönelik emperyalist saldırganlığa karşı olanları “İrancılık”la suçlama tuhaflığı esasen şöyle açıklanabilir. Türkiye’ye, halkına yabancı olmak. Çok nadir eski diplomatların kronik rahatsızlığı budur. Batı’yı bilirler ama Türkiye’yi bilmez, çoğu zaman bununla da gurur duyarlar. “Çok nadir”in altını özellikle çiziyorum. Lonca mantığıyla değil, camiayı içinde bulunduğum 29 yılda hasbelkader tanıdığım için.
ABD veya Avrupa hayranlığı, Batı’ya, özellikle de Avrupa’ya aidiyet özlemi gerçektir ama hâlâ Türkiye’nin diplomatlarının ezici çoğunluğu yurtseverdir. Kendisini Avrupalı sanacak kadar şirazesini şaşırmış olanlara nadir rastlanır. Elbette meslekten diplomat olanlardan söz ediyorum. Bakanlığa paraşütle indirilenlerin ne oldukları veya neye inandıkları zaten sır değil.
Batıcı şaşkınların İran’a karşı emperyalizmi desteklemek için sarıldıkları kurgusal “insan hakları” söyleminin sefaletine değinmek bile gereksiz. Filistin’de yüz bin insanın yok edilmesine destek veren ABD ve AB’yi insan hakları konusunda referans almaya kalkışmak ancak patolojik bir durum olabilir.