AYŞE DENİZ YURDAKUL
@denizyurdakul
Başrolünü Daniel Craig’in oynadığı, Rian Johnson’ın eski usül cinayet filmi ‘Bıçaklar Çekildi’ (Knives Out) 2019 yılında gösterime girdiğinde çok beğenilmişti. Herkesin büyük bir heyecanla beklediği devam filmi ‘Gizemli Bir Serüven’ (Glass Onion ) bugün Netflix’te yayına girdi.

Seride Kentucky’li bir dedektifti canlandıran Daniel Craig, filmdeki o korkunç Güneyli aksanı için ilk film çekilmeden önce tam dört ay ders almış fakat film çekimleri bittikten sonra aksanı unutmuş (kim onu suçlayabilir bilmiyorum) ve devam filmi için tekrar ders almak zorunda kalmış. Craig’in canlandırdığı dedektif Benoit Blanc, gösterişli, ilginç giyim tarzı ve bir kilometre öteden bile seçilebilen muhteşem kibriyle, türün meraklısına Agatha Christie’nin meşhur dedektifi Hercules Poirot’yu hatırlatıyor.
Filmlerin hem yazarı hem de yönetmeni olan Rion Johnson ilhamını Agatha Christie’den ve eski usül cinayet romanlarından aldığını zaten gizlemiyor. Hatta geçmişin ‘katil kim’ dizilerine, türün kraliçesi Angela Lansbury’e küçük bir konuk oyunculuk vererek selam çakıyor. Çekimlerden kısa bir süre sonra kaybettiğimiz Angela Lansbury’nin bu misafirliği de filme ayrı bir değer katıyor.

Seyirciye istediğinden de fazlasını veriyor
Rian Johnson, Bıçaklar Çekildi ile gönüllerini fethettiği tür seyircisinin ne istediğini çok iyi biliyor ve onlara istediklerinden daha da fazlasını veriyor. Göz kamaştırıcı bir kast, zekice kurgulanmış, izleyenin zekası ile dalga geçmeyen bir senaryo, bir dizi bulmaca, çözülmesi gereken gizemler ve ıssız bir adada tek başına kalmış egzantrik karakterler.
Rian Johnson ilk filmde olduğu gibi devam filminde de hedefe zenginleri oturtup, büyük bir keyifle bize onların nasıl yozlaşmış insanlar olduğunu anlatıyor. Fakat ilk filmdeki, servetini sindirmiş eski zenginlerin yerini devam filminde parayı yeni bulmuş bir grup sonradan görme alıyor. Herkesin 15 dakikalığına ünlü olabildiği bu yeni dünyanın zenginleri, klasik mesleklere sahip değil artık; teknoloji satanlar, sosyal medyacılar ve influencer parti kızları yeni yıldızlar.

Oyuncular da zaten bir yıldızlar karması. Yarım akıllı eski model, yeni influencer rolünde Kate Hudson, hırslı politikacı olarak Kathryn Hahn, slip mayosunun içinde tabancayla gezen Dave Bautista, müthiş oyunculuğuyla Janalle Monae, trilyoner sözde dahiyi canlandıran Edward Norton yetmezmiş gibi karşımıza birden Hugh Grant, Ethan Hawke, Serena Williams falan çıkıveriyor.
Soğan gibi soyup çırılçıplak bırakmış
Film müthiş hızlı başlıyor, asla temposu düşmüyor, sürükleyici bir hikayeyi gayet iyi oyunculuklarla anlatıyor ama film bittiğinde akıllarda en çok Edward Norton’ın canlandırdığı teknoloji milyarderi, dahi olduğu iddia edilen Miles Bron karakteri kalıyor. Rian Johnson, Bron karakteriyle, Elon Musk tarzı yeni nesil sosyal medya-teknoloji milyarderi portresi çizmiş ve film boyunca onu adeta bir soğanı soyar gibi katman katman soyarak bütün yaldızlarını döküp, çırılçıplak bırakmış.
Bron, bütün dünyaya kendisinin bir dahi olduğunu inandırmış bir sahtekar aslında. Kendine ait hiçbir fikri yok, orijinal olduğunu iddia ettiği bütün fikirleri çalıntı, insanlara yardım edermiş gibi görünüyor ama aslında tek yaptığı ileride işine yarayacağını düşündüğü kişileri parayla kendine bağlayıp onları manipüle etmek.

Kendini farklı gösterebilmek için gösterişli kelimeler kullanıyor oysa kullandığı kelimelerin hepsi yanlış. Değişik bir dahi olduğu izlemini yaratmak için telefon kullanmıyor, onun yerine her yere faks kurmuş ve bu faks aracılığı ile kendisi için çalışan ve gerçek işi yapan bilim insanlarına hiç durmadan aptalca fikirlerini fakslıyor. Arada bir bu fikirlerden biri az da olsa işe yarar bir şey gibi görünürse onun üzerinde çalışıp, geliştirip sanki Bron’un keşfiymiş gibi pazarlıyorlar.
Eksantrik dahi personası
Bron, yalancı, hırsız, cahil ve aptal ama bu devirde geçer akçe sayılmasını sağlayacak en önemli şey var elinde; harika bir imaj. Bron, ‘egsantrik dahi personası’ yaratmış ve insanların hiçbir şeyi derinlemesine incelemediği sadece ambalaja baktığı bu çağda o personayı müthiş bir başarıyla pazarlamış. Elon, pardon Bron, bu imajıyla o kadar zengin olmuş ki ne yazık ki eline, yanlış kararları sonucunda dünyayı yok etmeye sebep olabilecek kadar güç geçmiş.
Sonuç olarak Gizemli Bir Serüven çok keyifli, komik ve sürükleyici bir ‘kim yaptı’ filmi ama Rion Johnson’ın Edward Norton’ın canlandırdığı karakter şahsında Elon Musk tarzı yeni nesil şımarık zenginlere attığı dayak, filmi daha da keyifli kılıyor. Gizemli Bir Serüven kendisinden beklenen başarıyı yakalamakla kalmamış, çok sevilen ilk filmi bile aşmış diyebiliriz.