Hem hızlı kalkınma hem de milli geliri daha eşitlikçi dağıtma sözü veren siyasetçilerin zihinlerindeki çözüm yolu “servet vergisi” ihdas ederek, mevcut milli gelirden “zenginin aldığı payı azaltıp, fakirin aldığı payı artırmak” olabilir. Böylece hem hızlı kalkınma için yapılması gerekli yatırımlar aksamayacak, hem de pastanın dişe dokunur mertebede büyümesini beklemeden yoksul halkın tüketim düzeyi yükseltilecektir. Buna yerli ve milli Robin Hood olan Köroğlu siyaseti denebilir. Ama bu çözüm Kristof Kolomb’un yumurtayı masada dik oturtması gibidir. Yani sivri tarafını kırmadan yumurtayı dik tutmak mümkün değildir. Yumurta kırılırsa, içi dışa akar. Buna da kimse cesaret edemez. Bunu gören siyasetçiler çözümü “dış borç” almakta görür. Dış borçla, hem yoksulların gelirini artırmak hem de yatırımlara (özellikle altyapı ve bayındırlık yatırımlarına) tam gaz devam etmek mümkün olur. Lakin dış borç almanın iki sakıncası vardır. 1. Dış borç, döviz arzını artırır. Ulusal para, yapay olarak değerlenir. Kaynak tahsisi burkulur. Ülkenin tarım ve sanayi sektörleri dış pazarlarda rekabet edemez hale gelir. Bunun sonucu cari açık büyür. 2. Büyüyen cari açık, daha fazla dış borç alınmasını gerekli kılar. Daha çok dış borç aldıkça dış borcun faizi yükselir. Günün sonunda bizim Köroğlu tefeci kurbanı olmaktan kurtulamaz.