Teknolojik gelişmeyle birlikte hayat tarzımız değişti. Adabı muaşeretin, bu değişimleri kapsaması gerekir. Muaşeret “yaşam mekanlarını ve imkanlarını ortaklaşa kullanmak” olduğuna göre, yeni yaşam mekanlarının ve imkanlarının neler olduğunu saptamakla konuya girebiliriz. En büyük mekan ve imkan gelişmesi, ulaşım ve iletişimde oldu. Hemen herkes, her gün olmasa da mutlaka evinden dışarı çıkıyor. Yaya, yolcu, araç sürücüsü, motosiklet, elektrikli kaykay veya bisiklet binicisi olarak “mülkiyeti topluma ait olan” mekanları (yolları, kaldırımları, meydanları, park ve bahçeleri) kullanarak iş için bir yerlere gidiyor veya geziyor, eğleniyor. İster istemez, aynı alanı diğer bireylerle bölüşmek zorunda kalıyor. Bu sırada çıkarlar çatışıyor. Çünkü ortak mekan ve imkanların arzı az, talebi ise çoktur. Her birey fıtraten bir “ekonomik homo”dur. Böyle olduğundan, en az zaman ve enerji sarf ederek amacına ulaşmak ister. Bu amaçla “önce ben” diye tutturur. O zaman da ortaya “önce kim” sorusu çıkar. Devlet kurabilen toplumlar; 1. Ortak mekan ve imkanlardan maksimum faydayı sağlamak yani “milli geliri verimlilik artışıyla büyütmek”, 2. Edepsizlerin “edepsizlik rantı elde etmelerine” engel olmak için yasalar çıkartır. Mesela “Trafik Kanunu”. Yasanın çıkması yetmez. Yasaya uymayanı, uymaya zorlasın diye polisi (İngilizcesi: Law Enforcement Officer) görevlendirir. Ne var ki polis ancak, toplumun çoğunluğu “edepli” yalnız küçük bir kısmı “edepsiz” davranıyorsa yeterince başarılı olur.