FAHİRE KURT
Orijinal eserler var, bir de sahte resimler. Peki neredeyse aslı kadar para eden ‘gerçek‘ kopyalar? Yüz yıldır evlerinde asılı duran tablonun gerçek olduğunu öğrenen bir Fransız ailenin hikayesinden Bruegel resim hanedanlığına, oradan da yalnızca sahte eserlerden oluşan bir sergiye uzanıyoruz.

Yüz yıldır evlerinde asılı duran Bruegel’in orijinal olduğunu öğrenen Fransız aile, geçen ay tabloyu 780 bin avroya sattı. Tablo bir Bruegel’di ama hangi Bruegel? Baba mı, oğul mu?
Baba Pieter Bruegel 16. yüzyıl Flaman resminin öncülerinden, aynı isimli oğlu ise bir kopyacı. Babasının eserlerini birebir kopyalayarak ünlenmiş bir ressam. İşin ilginç tarafı, reprodüksiyonları sahte sayılmıyor, müzelerde ve koleksiyonlarda yer buluyor, yüzbinlerce avroya satılıyor.
Müjde, tablonuz gerçek çıktı!
BBC televizyonunda popüler bir program var: ‘Fake or Fortune’. On yıldır yayınlanıyor, her bölümü 3-5 milyon izleyici çekiyor. Elinde büyük ustalardan değerli bir eser bulunduğunu düşünenler (ki bu genelde bir tablo oluyor) programa başvuruyor. Eser bir uzmandan ötekine taşınıyor, geçmişi ve stili didik didik ediliyor, toplanan bilgiler orijinalitesine karar verecek kuruma teslim ediliyor ve bekleyişe geçiliyor. Adeta bir sanat polisiyesi.
Karar, programın sonunda tablonun sahiplerine, dedektif Hercule Poirot tarzında açıklanıyor. Voila! Madam, mösyö, tablonuz gerçek çıktı. Ellerindeki Degas, Vuillard, Henry Moore’un orijinal olduğunu öğrenenler seviniyor, Giacometti, Renoir, De Chirico’su sahte çıkanlar üzülüyor.
‘Gerçek’ kopya olur mu?
Fransız aile evlerindeki tablonun ucuz bir kopya olduğunu zannediyormuş. Sanat envanteri çıkarmak üzere çağırdıkları müzayedeci tarafından fark edilen tablonun adı ‘Köy Avukatı’ ya da ‘Öşür Vergisi Ödeyenler’. Ailenin koleksiyonuna 1900’lerin başında girmiş, kuşaklar içinde geçmişi hakkındaki tüm bilgiler kaybolmuş. Oğul Bruegel’in kendine ait bir kompozisyonu ve Paris’teki Louvre dahil birçok müzede birbirinin aynı versiyonları yer alıyor. Önceleri tablonun bir vergi memuru ofisini gösterdiği düşünülürken, daha sonradan ofisin bir avukata ait olduğu ve danışmak için gelen yoksul köylülerin ücreti ürünleriyle ödediği yorumu ağırlık kazandı. 1615 civarına tarihlenen tablonun en büyük özelliği, boyutunun diğer kopyalardan çok daha büyük olması.
Bruegeller bir ‘ressamlar hanedanı’ ve başında büyük usta Baba Pieter Brugel var.
Baba Bruegel, ‘Karnaval ile Lent’, ‘Babil Kulesi’, ‘Karda Avcılar’ gibi başyapıtların yaratıcısı. Dönemin İtalyan klasiklerindeki güzellik idealiyle tezat oluşturan eserleriyle ‘marka‘ olmuş bir ressam. Tüm büyük ustaların bireyleri resmettiği bir çağda sıradan insanların dünyasını resmeden bir öncü. İnsanlık hallerinin en büyük gözlemcilerinden biri. Köylü tasvirleri, komik tipleri ve kar manzaralarıyla eşsiz bir sanatçı.
Birkaç ay önce Brüksel’deki Belçika Kraliyet Güzel Sanatlar Müzesi’nin büyük ustalar bölümünü bir arkadaşımla birlikte gezmiş, ‘Bruegel. Orijinaller‘ sergisini görmüştük. Reprodüksiyon olayına açıklık getirirmiş izlenimi veren adına rağmen, sergide oğuldan da örneklere yer verilmiş. ‘Kış Manzarası’nın yanıbaşında, oğul Bruegel’in reprodüksiyonu da sergileniyordu. Aradaki yedi farkı bulmak istercesine iki tabloyu dikkatle inceledik.
Bu kompozisyonda, donmuş nehir üzerinde paten kayanları, topaç çeviren çocukları, buz hokeyi oynayanları görürüz. Flaman usta, karlı peyzajdaki beyazların nüanslarını, gökyüzünün solgun ışığını muhteşem bir teknikle aktarır. Sağ tarafta, çalıların arasındaki kuş kapanının etrafında toplanmış kuşlar göze çarpar.


Baba Bruegel’in manzaraları o dönemin yaşamını, karnaval ve şölenlerini yansıtır, hikaye anlatır, gizli anlamlar içerir. Bu tablo, buzda açılmış deliğin yakınında kayanlar ve kapana yakalanmak üzere olan kuşlarla hayatın tehlikelerle dolu olduğunu ima eder. ‘Kış Manzarası’, 130 versiyonuyla sanatçının en popüler eseri. Bunların 50 kadarı oğlunun yaptığı ‘kopyalar‘, geri kalanlar sahteler.
‘Tek bir Bruegel vardır, o da Babadır’
Baba Bruegel 1569’da 40’larının başındayken öldüğünde tanınmış bir ressamdı. O sırada beş yaşında olan Oğul Bruegel’in ilerideki başarısı, babasının ‘markasının‘ maddi potansiyelinin farkına varmasıydı. 1585’te kurduğu atölyesinde (Bruegel fabrikası diyebiliriz buraya) babasının ünlü işlerinin kopyalarını üretti. 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl boyunca çok aranan bu işlerin o döneme göre ucuza satıldığı arşivlerde yer alıyor. Anlaşılan o ki Oğul Bruegel’in tabloları kreatif değeri olmayan kopyalar olarak algılanıyor, babanın işlerine ulaşmanın imkansızlığı yüzünden rağbet görüyordu. Baba Bruegel’in 40 civarındaki tablosuna karşı, oğlu bin kadar tablo üretmişti. 1638’de ölen Oğul Bruegel beğenilerdeki değişimin etkisiyle 18. yüzyıl ortalarında toplumsal hafızadan silindi.
Bruegellerin dönüşü
Bruegellerin geri dönüşü, 1902’de Belçika’nın Brugge (Bruge) şehrinde düzenlenen bir sergiyle oldu. Oğul Bruegel’in yeniden keşfi, sanat piyasasıyla yakından bağlantılıydı. Çok sayıda eserle hem kârlı bir kaynaktı, hem de dini resimlere karşı çekici bir alternatif sunuyordu. Baba Bruegel üzerine çalışmalar yapılmaya başlamasıyla, oğluna yönelik ilgi de arttı.
Guardian sanat yazarı Jonathan Jones, beş yıl kadar önce yazdığı “Tek bir Bruegel vardır, o da babadır” başlıklı yazısında kopyacı oğlun, kendisi gibi ressam olan kardeşinin ve çocuklarının Bruegel Hanedanı diye yüceltilmesine ağır bir eleştiri getirmişti.
İngiltere’deki bir müze, ‘sahte‘ olduğunu düşündükleri bir Oğul Bruegel tablosunun aslında ona ait olduğunu keşfettiklerini sevinçle duyurmuştu o sırada. Jones bu haber üzerine yazdığı yazıda, Bruegel’in oğulları ile torunlarının ikinci sınıf eserlerinin neden bu kadar yüceltildiğini sorgulamıştı.
Bir kopyacının kopyası olduğu düşünülen tablonun, asıl kopyacıya ait olduğunun anlaşılmasından duyulan sevince kızdığı besbelliydi. “Bu olay, sanat dünyası uzmanlarının Bruegel ve ailesi hakkında kafa karıştırmayı ne kadar sevdiğinin örneği” diye yazmıştı: “Bunun kime faydası var biliyor musunuz? Müzayede şirketlerine ve sanat tüccarlarına. Görkemli evlerde Bruegel’in oğulları ile torunlarının o kadar çok eseri var ki, bu pazar onlardan besleniyor.”
Fransa’daki tablo belli bir heyecan yarattı elbette ama 2010’da İspanya’da bulunan ve Prado Müzesi’nin 7 milyon avroya satın aldığı Baba Bruegel’in ‘Aziz Martin Günü Şarabı’nın seviyesine ulaşamadı.
Büyük ustalara ait nadir keşiflerden biri de 2014’te Fransa’nın Toulouse şehrinde tavan arasında bulunan Caravaggio. 1607 yılına tarihlenen ‘Judith ve Holofernes’ çatıdaki bir sızıntının tamiratı sırasında ortaya çıkmış, 2019’da 150 milyon avro değerle müzayedeye hazırlanırken ismi ve kaç para ödediği açıklanmayan İsviçreli alıcıya doğrudan satılmıştı.
Resmin 1860’larda doğduğu, 1960’lara kadar değer görmediği Türkiye’de bu tür ‘usta‘ keşiflerine pek rastlanmıyor. Oysa Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çatı katlarından, mahzenlerden, garajlardan ne cevherler çıkıyor. Yine bir BBC yapımı olan ‘Antiques Roadshow‘ programını izleyenler, 400 sterline aldığı tablonun 400 bin sterlinlik bir Van Dyke olduğunu öğrenen kişinin şaşkınlığını hafif bir kıskançlıkla izliyor.
Her oğul o kadar şanslı değil
Oğul Bruegel (veya Brueghel çünkü soyadlarında da bir karmaşa var) iyi bir iş kurmuş, kopyalarla şan, şöhret ve para kazanmıştı. Oysa başka oğullar onun kadar şanslı değil. 19. yüzyıl manzara resminde çığır açan İngiliz ressam Constable’ın oğlu onunla aynı kaderi paylaşmıyor.
Temmuz 2023’te Londra’daki Courtauld Galeri’de açılacak olan (adına aldanmayın aslında bir müze) ‘Sanatta Hile: Koleksiyondan Sahteler‘ sergisinde ‘sahteci‘ olarak yer alıyor. Tablonun geçmişi Constable’ın kızına kadar uzandığı için akla şöyle bir soru geliyor: Kızı bunun babasına değil de, erkek kardeşine ait olduğunu biliyor muydu?



Bu sergide ‘gerçekten‘ sahte bir Pieter Bruegel de var. Bir zamanlar Sandro Botticelli’nin başyapıtı zannedilen, ancak Meryem’in 1930’ların bir film yıldızına benzemesi yüzünden sahte olduğu anlaşılan ‘Bakire ve Çocuk‘, sahte Vermeer’leriyle tanınan 20. yüzyılın en büyük sahtekarlarından Han van Meegeren’in bir tablosu ve ünlü kalpazan Eric Hebborn’un bir deseni de sergideki eser listesinde yer alıyor.
Müze ve koleksiyonlardaki her beş resimden biri sahte
İstanbul’da, Tophane-i Amire’de 2013‘te düzenlenen Miro sergisindeki 56 eserin sahte çıktığını hatırlar mısınız? Sergi apar topar kapatılmış, sahte eserleri Türkiye’ye getiren ‘koleksiyoner’, sergiyi düzenleyen şirketi dolandırmak suçundan hapis cezasına çarptırılmıştı.
Müzeler ve özel koleksiyonlardaki sahte eser oranının yüzde 20 civarında olduğu tahmin ediliyor. Courtauld Galeri’sindeki sergi, sahteleri olumlamış olmayacak mı diye düşünürken, sanatta kopyalama üzerine bir haber gözüme çarptı. Başka sanatçılara ait çizgi roman karelerinden yaptığı milyon dolarlık eserleriyle tanınan Pop akımının kurucularından Roy Lichtenstein’in eser hırsızlığı yaptığı iddiası bu kez bir filmle yeniden gündeme gelmiş. Oğul Bruegel sanat dünyasının en parlak kopyacılarından biriydi ama kesinlikle sonuncusu değildi.