ASUMAN AYDIN ORUÇOĞLU
‘Diyabetin, pandemi sürecinde tsunamiye dönüştüğünü’ belirten uzmanlar, diyabetlilerin diyabetten değil diyabetin yol açtığı kalp krizi, böbrek yetmezliği ve diğer damar hastalıkları yüzünden hayatını kaybettiğini söylüyor. Ayrıca Covid-19 nedeniyle hastaneye yatanların yüzde 30’unun diyabetli olduğu da son bilimsel verilerde yer alıyor. Daha vahimi ise Covid-19 enfeksiyonunu ağır geçirenlerde yeni diyabet hastalığı açığa çıkıyor.
Kardiyoloji uzmanı Prof. Dr. Nevres Koylan bu vahim durumu; “Her yıl 100 bine yakın diyabetli kalp krizi geçiriyor. Bir diyabetlinin kalp krizi geçirme olasılığı yüzde 60. Stentlerin yüzde 30’unun takılma nedeni diyabet. Diyaliz hastalarının yüzde 44’ünde neden diyabet” diye özetliyor.
Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı ve Türk Diyabet Cemiyeti Başkan Yardımcısı Prof Dr. Zeynep Oşar Siva ise şunları söylüyor: “Diyabet ile corona virüsü hastalığı arasında direkt bir ilişki mevcut. Covid-19 ile enfekte olan ve hastalığı ağır geçiren kişilerde yeni diyabet ortaya çıkması bu ilişkinin bir boyutu. Bir diğer boyutu ise Covid- 19 nedeni ile hastaneye yatırılan kişilerde en az yüzde 30 oranında diyabet bulunması. Yani anlaşılan o ki, diyabet Covid-19’un ağır seyretmesine neden oluyor.”

Diyabette ‘yarılar kuralı’
Diyabetliler için kötü haberlerden biri de hastaların yarısının hastalığından habersiz olması. Yalnızca bu da değil; Koylan, “Şeker hastası olduğu belirlenenlerin ancak yarısı tedavi görüyor. Tedavisi hedefe ulaşanlar ise tedavi görenlerin yarısı. Diyabetin kötü sonuçlarından korunanlar da tedavi hedeflerine ulaşanların ancak yarısı” derken Siva’ya göre “Ne yazık ki diyabet olup belirti yaşamayan birçok kişi de ortalıkta geziniyor.”

Diyabette de lideriz
Dünyada 422 milyon, Türkiye’de 7 milyon erişkin şeker hastası. Neden mi? Dünyada diyabetlilerin nüfusa oranı yüzde 8.44 iken ülkemizde yüzde 14. Yani Türkiye’de her yedi kişiden biri diyabetli.
Diyabet gibi çoğu önlenebilir kronik hastalıkların yönetilmesinde de sorun yaşanıyor. Toplumun sağlık göstergelerinin birçok koşuldan etkilendiğini hatırlatan Koylan şunları söylüyor: “Dev hastaneler yapıp içine kırbaç zoruyla çalıştırılan sağlık personeli doldurularak hiçbir şey halledilmiyor. Esas olan insanların hastaneye ve doktora olan ihtiyacını azaltmak. Siz iş ve çalışma koşullarını düzeltemezseniz eğitim ve kültür seviyesini yükseltemezseniz fiziksel çevreyi oluşturamazsanız sağlıklı bir toplum oluşturamazsınız. Bir öğretmen hastama, ‘biraz yürüyüş yap’ dediğimde, ‘hocam Bağcılar’da oturuyorum nerede yürüyüş yapayım’ dedi. Sağlığın belirteçlerinden olan sosyal destek, sosyal barışla olacak bir şey. Sürekli kutuplaştırılan bir toplumla sağlanacak bir şey değil.“

Akraba evlilikleri genetik altyapıyı bozuyor
Bir toplumun biyolojik ve genetik altyapısı da kronik hastalıklara zemin oluşturuyor. Koylan, “Hala akraba evliliklerinin yaygın olduğu ülkemizde tutup da sağlıklı bir genetik yapıdan bahsedemeyiz” diyor. Sağlıklı bir çocukluk sürecinin sağlıklı erişkin olmak için gerekli olduğuna değinen Koylan hatırlatıyor: “Sağlıklı bir çocukluktan söz ediyoruz. Çocuk tacizlerinin ne kadarını bildiğimizden emin değilim. Çocuğa şiddet ve çocuk işçileri de hesaba kattığımızda işin boyutlarının nereye gideceğini tahmin edersiniz.”
Alzheimerin da nedeni

Siva, diyabette hasarın, yüksek şekere en hassas organ olan damarlarda meydana geldiğini kaydediyor. Siva, bu hassasiyetin yol açtığı komplikasyonları şöyle sıralıyor:
“Kardiyovasküler hastalık, kalp krizi (infarktüs), ani ölüm, ritm problemleri, kalp yetersizliği. Diyabetlilerde hiç göğüs ağrısı olmadan da kalp krizi görülebiliyor, sessiz infarktüslere çok sık rastlanıyor. Diyabet, inme riskini ciddi düzeyde arttırıyor, kalıcı felçler görülebiliyor. Ayrıca diyabetlilerde Alzheimer hastalığı gelişme riski de artıyor. Demanstaki bu artışın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte beynin insulin direnci ve inflamasyonu, yüksek şekerin direkt toksik etkisi üzerinde duruluyor.
Şekeri yüksek seyreden diyabetlilerin, hele de sigara kullanıyorlar ve de tansiyonları ile kolesterol düzeyleri de kontrolsüz yüksek ise bacaklarını besleyen, özellikle de dizden aşağısını sulayan atardamarlarda daralmalar ve ilerleyici tıkanıklıklar ortaya çıkıyor. Bacak arterlerindeki bu tıkanmalar, ayaklarda kolayca yara açılmasına, kangrene hatta ampütasyona yol açabiliyor. Ayaklarında soğuma, nabız kaybı, kıllarda dökülme ve tırnaklarda beslenme bozuklukları bu tablonun en erken belirtileri.
Duyusal sinirlerde kalıcı hasara yol açan diyabet, ayaklarda yanma, uyuşma, diken batmaları, geceleri şiddetlenen batıcı ağrılar, his ve ağrı duyusu kayıpları, kalın nasır tabakaları, nasırların, batıcı cisimlerin veya travmaların neden olduğu ayak yaraları ve bu yaraların iltihaplanmasına neden olabiliyor.”
Yılda bir kez Mikroalbuminüri Testi
Her dört diyabetliden birinde ne yazık ki böbrek hastalığı gelişiyor. Bu durumun diyaliz ve böbrek nakli gereksinimine kadar ilerleyebileceği uzmanlarımızın uyarıları arasında. Diyabetlilerde diyaliz gereksinimi ortaya çıkaran son dönem böbrek yetersizliğinin diyabetli olmayanlara göre 10 kat daha sık olduğunu belirten Siva, “Erken tanı testi olan mikroalbuminüri testi her diyabetlide en az yılda bir yapılmalı” diyor.
“Palyatif bakım Orta Asyalı göçmenlerce yapılıyor”
Palyatif bakım, özellikle kronik hastalıklarda, ‘yaşam boyu tedavi sürecinde hasta ve ailenin yaşadığı olumsuzlukların ve hastalığa bağlı komplikasyonların azaltılması, yaşam kalitesinin yükseltilmesi‘ diye tanımlanıyor.
Koylan, “Ne yazık ki palyatif bakım konusunda devletin yaptığı bir şey yok” diyor ve şöyle devam ediyor: “Kronik hastalıklar yönetilir. Bunun için altyapı gerekir. Diyabet için bu böyledir. Palyatif bakım ülkemizde Orta Asyalı göçmenlerle yapılan bir şey. Hastaneye gidiyor muyuz; gidiyoruz.. Randevu alıyor muyuz; alıyoruz… Röntgen çektirip tahlil yaptırıyor muyuz; evet. Ya sonra? Meslektaşlarım defansif tıp yapıyorlar. ‘Aman hasta benden gitsin’ diyor. Çünkü hastaya ayırabildiği süre 3 dakika. 3 dakikada doktorun mucize yaratmasını bekleyemezsiniz. O yüzden hastanın sorununu çözmek kör kör parmağım bir sorun. Yoksa pek fazla mümkün değil bu sistemde.”
“Ağzınıza tatlı gelen her şey şeker”
Koylan, kendimizi beslenme konusunda kandırdığımızı, diyabette beslenmenin hayati öneme sahip olduğunu vurguluyor. Hastaların “Ama ben şeker yemiyorum ki” yakınmasına ise Koylan, “Ağzınıza tatlı gelen her şey şekerdir” yanıtını veriyor.
