BURCU KARAKAŞ
brckarakas@gmail.com / @burcuas
Bundan iki sene önce, Radikal hala gazete olarak basılırken bir haber özellikle Ankara çevrelerinde gündeme bomba gibi düşmüştü. Radikal Ankara Temsilcisi Deniz Zeyrek’in kaleme aldığı, ‘Big Brother Skandalı: Kıyak Kafa Operasyonu’ başlıklı haber, gazetenin manşetine taşınmıştı.
Söz konusu haberde, Türkiye’nin Erbil Başkonsolosu Aydın Selcen ile eski Ortadoğu Genel Müdürü Ethem Tokdemir’in Bağdat’ta bulundukları sırada içki içip hükümet aleyhine konuştuklarını gösteren bir video nedeniyle bakanlıkta kriz yaşandığı belirtiliyordu.
Dışişleri Bakanlığı’na ulaşan görüntülerden dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun rahatsız olduğu, Tokdemir’in emekliliğini istediği ve Selcen’in ise video nedeniyle isminin büyükelçi kararnamesine girmemesi nedeniyle istifa kararı aldığı iddia edilmişti.
Bu haber, 28 Mayıs 2013’te yayımlandı. Kısa süre sonra Gezi Parkı direnişi başladı ve ülkenin gündemi bir anda değişti. Aydın Selcen, basına yansıyan haberlerin ardından bakanlıktan ayrıldı ve General Energy’de çalışmaya başladığı yönünde haberler okuduk. Sonrasında ise 7 Haziran seçimlerinde HDP’den aday adayı oldu ancak seçilemedi.
Selcen’e videonun bakanlığa sızması, bunun ardından gelen istifası ve gerçekte ne olduğunu sorduk. HDP adaylığı hakkında ise konuşmak istemedi.

Öncelikle sizi tanıyalım. Aydın Selcen kimdir?
Saint Joseph Lisesi ve Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunuyum. Aynı yıl Dışişleri Bakanlığı’na intisap ettim. 20 yıllık kariyerimin ikinci on yılı 2003’ten itibaren Irak’ta veya Irak üzerine çalışarak geçti. Bağdat Büyükelçiliğimizde ikinci adam, Ankara’da Irak Dairesi Başkanı ve bilfiil Irak Özel Temsilci Yardımcısı, Washington Büyükelçiliğimizde Irak, İran ve terörle mücadeleden sorumlu müsteşar ve Türkiye’nin ilk Erbil Başkonsolosu olarak görev yaptım. Bu görevimden 2013 yılı haziran ayı başında istifa ettim. Aynı yılın temmuz ayından 1 Ocak 2015 tarihine dek Irak Kürdistan bölgesinde petrol üreten İngiliz-Türk ortaklığı Genel Energy şirketinde hükümetler ve halkla ilişkilerden sorumlu bölümde çalıştım. Bu işimden kendi isteğimle ayrıldım.
Dışişleri Bakanlığı atamalarında çeşitli faktörler etkili olabiliyor. Sizin Erbil’e atanmanızın özel bir nedeni var mıydı?
Daha önce yaptığım görevler itibarıyla, belki adam yokluğundan, ‘Irak uzmanı’ olarak biliniyordum. O tarihte Irak Özel Temsilcisi görevindeyken yardımcılığını yaptığım sayın Büyükelçi Murat Özçelik Bağdat’taydı. Kasım 2009’da sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bağdat ziyareti sırasında Erbil’de başkonsolosluk açılacağını duyurması üzerine faydalı olabileceğim düşüncesiyle bu göreve talip oldum.
‘Çocukça şeylerle uğraşmak zorunda kaldım’
Irak Kürdistanı’nda Türkiye’den bölgeye gitmiş bir Dışişleri Bakanlığı personeli olarak çalışmak ne demek?
Benim tabii ilk başkonsolos olarak görev yapmamın avantajı sıfırdan başladığım cihetle her attığım adımın olağanüstü bir gelişme olarak algılanmasıydı. Buna karşılık, yine aynı nedenle, özellikle o dönemde gündemde olan hassasiyetler dikkate alındığında, saatli bir bombaya müdahale eder gibi özen ve dikkatle çalışmak gerekiyordu. İlk günden ‘Irak Kürdistanı’ diye işe başlayınca, hep bizim meslek tabirimizle ‘esasa müteallik’ değil, ikincil önemi haiz, protokole, sembolizme ilişkin çocukça şeylerle uğraşmak zorunda kaldım.
En basit örnek, sorunuzda yer alan ‘Kürdistan’ sözcüğü: Bu sözcüğün bugün bile ne denli yüklü olduğunu biliyorsunuz. İlk 29 Ekim törenine sayın IKB Başkanı Mesut Barzani katıldığında, Türk bayrağının yanına IKB bayrağını astığımızda, sekiz yıldan sonra ilk Türkiye ziyaretinde eşlik ettiğim sayın Barzani’ye dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’le görüşmesinde Kürtçe yerine Arapça konuşması dayatılmaya kalkışıldığında (ki buna ilk önce ben itiraz etmiştim) gibi…
‘O videoda diyalog yoktu’
2013 yılında Radikal’de çıkan haberde, Ethem Tokdemir için düzenlenen veda yemeği sırasında çekilen bir videonun dışarı sızdığı belirtilmiş, videonun ‘İçip hükümet aleyhine konuşuyorlar’ notuyla Dışişleri’ne gönderildiği iddia edilmişti. O görüntülerde ne vardı?
O zaman Irak Özel Temsilcisi Sayın Büyükelçi Ethem Tokdemir, 2004 yılı sonbaharında yanılmıyorsam dört ay Bağdat’ta maslahatgüzarlık görevinde bulundu. Eşim belgesel film yönetmenidir. O dönemde evlendim ve sayın Tokdemir’in büyük nezaketi ve misafirperverliği sayesinde eşimi de birkaç haftalığına da olsa balayı sonrasında Bağdat’a getirebildim.
Velhasıl, sayın Tokdemir’in kançılaryayla aynı yerleşke içinde olan ikametgahta verdiği bir akşam yemeğini eşim filme aldı ve toplam 10 dakikadan kısa olan bu görüntüleri kendince kurguladıktan sonra bir DVD’ye kaydederek sayın Tokdemir’e bir veda ve teşekkür hediyesi kabilinden takdim ettik.
Görüntülerde akşam yemeği yiyen, rakı içen, şarkı söyleyen, bir masa başında sayın Tokdemir’in ev sahipliğinde eğlenen insanlar var. Diyalog yok, zira eşim bir fon müziği kullanmayı tercih etmiş. Bağdat’ta bir intihar saldırısı atlattık, defalarca uzun namlulu silahlarla binanın çatısından çatışma yaşadık, binamıza birkaç kere roket atıldı.
O ortamın üzerine gelen sayın Tokdemir, babacan ve neşeli yaklaşımıyla hepimizin morallerini kısa sürede yükseltmeyi başardı. Herhalde bakanlık da şükran duymuş ve mesleki hasletlerini yeterli bulmuş olmalı ki o görevin ardından Kabil Büyükelçisi olarak atandı. En azından ben kendi adıma müteşekkir olduğumu bilvesile yine vurgulayabilirim.
Habere göre, videonun tek kopyası vardı ve o da Tokdemir’in evindeydi. Davutoğlu’na kadar ulaştığı iddia edilen görüntülerin nasıl sızdığına dair sonrasında bilgi sahibi olabildiniz mi?
Eşim videoyu iki ayrı DVD’ye kaydetmiş. Biri anı olarak bizde, diğeri belirttiğim üzere armağan olarak sayın Tokdemir’de. Görüntüler ne herhangi bir bilgisayarın hard diskinde var ne hafıza çubuğu veya benzeri gereçlerde. Bizdeki DVD duruyor. Sayın Tokdemir’deki DVD’nin muhtemelen Kabil’deyken ve o görevin hitamında taşınma sırasında çalındığı anlaşılıyor.
DVD’nin 2012 Aralık ayı ortasında özel bir kuryeyle elden İstanbul’da sayın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na ulaştırıldığını biliyorum. Sayın Davutoğlu görüntüleri izliyor ve o dönem Ortadoğu Genel Müdürü olan Büyükelçi Tokdemir görevden alınıyor. Beni ise neden bilmiyorum görevimde bıraktılar. Olayların gelişiminden o aşamada sayın Müsteşar Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’nun benden yana tavır aldığını anlıyorum.
Feridun Sinirlioğlu’nun büyükelçi olarak atanmanız yönünde çaba gösterdiği doğru mu?
Görevimin özelliği ve daha önceki görevlerimden de devreden hukukumuz itibarıyla sayın Müsteşar Feridun Sinirlioğlu ile aramızda yakın bir çalışma ilişkisi güvene dayalı olarak oluşmuştu. Onun benim için iyi bir mesleki gelecek çizmek için gayret sarf ettiğini biliyorum ve müteşekkirim. Ayrıca görevimi layığınca yerine getirebilmemde de güçlü desteğini her zaman hissettirdi.
Dışişleri’nden ayrılmanız söz konusu videoyla alakalı mı yoksa bakanlıktaki göreviniz süresince şahsınıza haksızlık yapıldığını mı düşündünüz? Büyükelçi olmayı beklerken ya da en azından bu motivasyonla mesleğe atılmışken kariyerin sıfırlanması nasıl bir duygu?
2013 yılı Mayıs ayı ortasında standart bir merkezde göreve başlama talimatı alınca bunu kişisel bir hakaret olarak algıladım ve istifa etme düşüncemi Ankara’yla paylaştım.
Ardından mayıs sonunda Deniz Zeyrek’in haberi Radikal gazetesinde neden olduğunu halen anlayamadığım bir biçimde ve zamanlamayla manşetten yayımlanınca zannederim sayın Davutoğlu’nda sanki benim Ankara’yla veya siyasi iktidarla ‘vuruşarak çekilmek’ yönünde bir çabam olduğu yönünde bir zan oluştu. Oysa bu temelden yanlıştı.
Neticede, merkezde göreve başlama tarihimi bir ay daha erkene çektiler. İyice gergin bir ortam oluştu. Ben de döner dönmez ilk gün istifamı verdim ve 20 yıllık Dışişleri kariyerim benim de beklemediğim bir biçimde böylece sona erdi. İstifa netice itibarıyla malumunuz tek taraflı bir tasarruf. Benim seviyemde bir memurun siyasi iktidarla anlaşmazlık nedeniyle görevinden ayrılması ise ileride konuyla ilgili yazılacak herhangi bir tarih kitabında bir dipnot olarak dahi yer alamayacak denli önemsiz bir olay, bir vakayı adiye.
Ben Washington’dan gönüllü olarak ayrılarak Erbil Başkonsolosluğu görevini üstlendim. Bu görev başlangıçta iki yıl olarak düşünülmüş ve oradan doğrudan yani merkez görevine dönmeden büyükelçi atanmam öngörülmüştü. Bu tür uzlaşılar Dışişleri’nde bir anlayış teşkil eder, yazılı değildir ve bir hak da oluşturmaz. Daha sonra şartlar, bulunduğum görevin kritikliği Erbil’deki görevimin bir yılın ötesine de uzayarak üç yıl üç ayı bulmasına yol açtı. Görevimin daha ilk senesi biterken de taltifen birinci derece memur olmuştum. Dolayısıyla, beklentim kendimce haklı olarak Erbil’den doğrudan büyükelçi atanmaktı.
Erbil Başkonsolosluğu o dönemde siyasi, ekonomik, enerji, kültürel, coğrafi boyutlarıyla ve iş yüküyle personel hacmi bakımından en önemli dış misyonlarımızdan biriydi. Eğer Ankara benden memnun olmasa bu denli uzun süre görevde tutulmamam gerekirdi. Hatta beni deyim yerindeyse kızağa almanın usturuplu yolu da örnek olarak Fransızca bildiğim cihetle Afrika’da bir ölçüde kenarda kalmış bir büyükelçiliğe atanmam şeklinde de olabilirdi.