MURAT SEVİNÇ
Bülent Arınç, nasıl olduysa bu kez göz yaşlarına boğulmadan verdi müjdeyi kameralar karşısında: “MEB’e bağlı okul öğrencilerinin kılık ve kıyafetlerine dair yönetmelikte değişiklik yapılması… gözden geçirilmiş ve bu yönetmeliğin 3. ve 4. maddelerinde bir değişiklik yapılarak, 4. maddesinin birinci fıkrasının e bendinde yer alan ‘baş açık’ ibaresi ve aynı bendin son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.”
Arınç başka açıklamalar da yaptı tabii. Okulları ziyaret ettiğinde bu konuda nasıl bir beklentiyle karşılaştığını vs. belirtti.
Laiklik ‘yoğun bakım’da
Bülent Ecevit, ‘laiklik’ ilkesini Cumhuriyet’in ‘Aşil topuğu’ olarak tanımlamıştı zamanında. Çok da haklıydı. Türkiye gibi tarihi olan bir toprakta Cumhuriyet’i ancak laiklik ilkesinden vurup bu denli derin yaralayabilirsiniz.
Nitekim laik Cumhuriyet, özellikle 12 Eylül darbesinde topuğundan ‘tam isabetle’ vuruldu. AKP’nin 2002’de tek başına iktidara gelmesi ise bugünlerin başlangıcı oldu. Açılan yaranın çapı, 4+4+4, ‘zorunlu seçimlik (!)’ din dersleri, imam hatiplerin palazlandırılması, devlet işlerinin fetvalara dayandırılması ve son değişikliklerle giderek büyüyor. Laiklik, şimdilik ‘yoğun bakımda’ diyebiliriz.
Değiştiler ama annem…
AKP’nin Reis ve şürekâsı yıllar önce ‘zina tartışmasıyla,’ bugün olup bitenleri haber vermişti aslında. Cinsiyet konusuna yaklaşımları, içki yasakları, özel yaşam alanına müdahaleler vs. Örnek çok. Görmek isteyen herkes, gördü. Siyasal İslam’ın neo-liberal soslu en yoz ve müdahaleci versiyonunu ısrarla anlamazdan/görmezden gelen bir kesim münevver ise şimdilerde, ‘Değiştiler ama annem, çok değiştiler’ türküsünü çığırmakla meşgul.
Siyasal ve toplumsal boyutlarını, kız çocukları ve kadın bedeni üzerindeki bu saplantılı ‘kontrol’ ve ‘tahakküm’ arzusunu bir yana bırakıyorum. Hukuksal açıdan ‘türban sorunu’, daha çok üniversiteler için gündeme geldi bugüne dek. Konuya ilişkin önemli AYM, idari yargı ve AİHM kararları var. Ancak burada anlatmak yersiz. Konu hakkındaki açmazları, Radikal İki’de Türban Yasağı Ayıptır başlıklı yazıda özetlemeye çalışmıştım: Üniversitede türban yasağı kabul edilemezdi ve neyse ki geç de olsa son buldu.
İki temel ilke
Bu yasağa karşı olmam iki temel ilkeden kaynaklanıyordu: 1) 18 yaşına gelmiş insanın kılık kıyafetine, dini ve siyasi sembollerine, bunlar ırkçılığa/şiddete çağrı yapmadığı sürece müdahale edilemez. 2) Adına ister ‘laik’ ister ‘seküler’ denilsin (ki sözcük eş anlamlıdır) Batı demokrasilerinin yüksek eğitiminde böyle bir yasağın yeri yok. Türkiye, demokrasi iddiasında ise üniversite öğrencisinin saçına başına müdahale etmemelidir. Bu kadar açık.
Şu anda, türbanın orta öğretimde serbest bırakılmasına, yine aynı ilkeler gereğince karşıyım.
Şöyle ki:
1) 13-14 yaşındaki çocukların durumu, 18 yaşını aşmış olanlarla karşılaştırılamaz. O yaşta bir çocuğun seçme hakkı yoktur. Dolayısıyla ifade ve inanç özgürlüğünden söz etmek de abesle iştigaldir.
2) Böyle bir uygulama Batı demokrasisi ölçütleri içinde de olağan karşılanamaz.
3) Laik devletin temel ilkesi, devlet işlem ve eylemlerinin referansını ‘dinden’ almamasıdır. ‘Başı açık’ ifadesinin yönetmelikten çıkarılması, açıkça tek bir inancın referans alındığı anlamına gelir.
4) Laik devlette bu konular, ‘siyasal ve dinsel semboller’ başlığı altında tartışılır. Tek bir inancın kurallarını tartışmak ve ona göre mevzuat oluşturmak, devletin işi ve görevi olamaz. Dolayısıyla Türkiye’deki tartışmanın sürekli olarak ‘türban’ başlığı altında yapılıyor oluşunun bizatihi kendisi, laiklik ilkesine aykırıdır.
5) Böyle bir uygulama, özellikle taşrada büyük baskıya neden olacaktır ve örtünmeyen çocukların ‘inançlarını açıklamak zorunda kalmaları’ sonucunu verecektir ki bu durum da anayasaya aykırıdır.
Demek ki ‘üniversitede dini/siyasi semboller kullanılabilir’ yargısına varmamızı sağlayan ilkeler; ‘Ortaöğretimde dini/siyasi semboller kullanılamaz’ görüşüne varmamızın da gerekçesidir. Her iki yargı da yeteri kadar açık sanırım.
Demokrasinin temelindeki yaşamsal ilke, laikliktir
Buna mukabil, Batılı bir hukuk, demokratik anayasa vs. gibi kavramlar, Batı demokrasisini hedefleyen uygar ülkelerde geçerlidir. Akılcılığın, demokrasinin, çoğulculuğun temelindeki yaşamsal ilke, laikliktir.
Yani dünyevi işleri, dünyevi ve bilimsel kurallarla yürütmek; sorunların çözümü için sağlam ve savunulabilir ilkelere yaslanmak. Kamusal işlere inancı karıştırıp idari sorunlarınızı aklın ve bilimin değil de, birilerinin fetvalarıyla çözmeye kalktığınızda, varılacak yer bellidir.
Türkiye’yi yönetenlerin öyle bir derdi yok
Türkiye’yi yönetenler, diğer ilkeleri olduğu gibi, laik devlet ilkesini de umursamıyor. Böyle bir dertleri yok. Çünkü, dinciler.
Önceden çizilmiş oyun sahası içinde, belirlenmiş oyun kurallarıyla oynamak istemiyorlar. Kendilerine engel gördükleri tüm anayasal/yasal ilke ve kuralları, eski Türkiye olarak adlandırdıkları ülkenin ‘halledilmesi’ gereken kalıntıları olarak görüyorlar.
Hem bu dünya hem öte dünya için ‘arsa’ tahsisi
Bu yoldaki en büyük silahları, ‘Celal Bayar’dan daha beter bir milli irade sosu ve azgın kapitalizmle lezzet verilmiş dincilik.’
Açık ve fütursuz bir inanç sömürüsü yapıyorlar. Hem bu dünya hem öte dünya için ‘arsa’ tahsisinin ne denli kârlı olduğunu nicedir fark etmiş durumdalar.
Anlamını yitiren sorular
Bu nedenle, siyasetini büyük ölçüde inanç sömürüsü/mezhep fanatizmine dayandırmış bir grubun, ‘ilkeler’ üzerinden temel hak tartışması yürütmesi olanaksız. Hâl böyleyken, ‘Bir insan kaç yaşındayken siyasal ve dini sembolleri anlayabilir, içselleştirebilir, sağlıklı karar verebilir, kullanabilir?’ gibi, yanıtını ancak muhtelif ‘bilim’ dallarının verebileceği sorular da anlamını yitiriyor.
Oysa laiklik, tam da bu nedenle önemli. İnsanı, ‘akla’ davet ettiği için. ‘Yeryüzü’nün kurallarıyla sürdürülecek tartışmayı ve çözümleri sunduğu için.
Bir taşla kuş sürüsü vurmak
Tabii, ‘sömürücüler’ için de bu yüzden tehlikeli zaten. Cumhuriyet topuğundan vurulmalıdır ki yoksulluğa ‘kader’, maden kazasına ‘fıtrat’ denilebilsin. Üç kuruşa muhtaç insanlar, küçük kızları başları kapalı okula gidebildiği için mutlu edilebilsin.
Dincilik, az gelişmiş toplumlarda ‘bir taşla kuş sürüsü vurmanın’ en sağlam yoludur. Mücadelenin ilk adımı ise dinciye, dinci demektir. İleri demokrat değil.