Didem Eryar Ünlü: Kömür yatırımları elektrifikasyon tartışmasının en tartışmalı başlıklarından biri

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

COP31’e giderken iklim gündeminin öne çıkan başlıklarından biri elektrifikasyon. Türkiye, COP31 Eylem Gündemi kapsamında, elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payının 2035 yılına kadar yüzde 35’e çıkarılmasını öneriyor. Bu, mevcut elektrifikasyon hızının yaklaşık dört katına çıkması anlamına geliyor.

Elektrikli araçlardan ısı pompalarına, sanayiden binalara kadar fosil yakıt kullanan birçok alanın elektriğe geçmesi, emisyonların azaltılmasının temel araçlarından biri olarak görülüyor. Ancak burada kritik bir soru var: O elektrik nereden gelecek?

Türkiye açısından tablo iki farklı eğilimi aynı anda barındırıyor. Türkiye’nin elektrik üretimi 2025 yılında yaklaşık 363 TWh’ye ulaştı. Güneşin üretimdeki payı yüzde 10,5, rüzgârın payı ise yüzde 10,9 oldu. Böylece iki kaynak birlikte elektrik üretiminin beşte birinden fazlasını karşıladı.

Doğal gazın payı ise yüzde 23 düzeyinde. Yani kömür ve gaz birlikte Türkiye’nin elektrik üretiminin yüzde 56,6’sını oluşturuyor. Bu tablo, elektrifikasyon tartışmasının neden yalnızca elektrik tüketimini artırmak üzerinden yürütülemeyeceğini gösteriyor. Ulaşımın, binaların ve sanayinin daha fazla elektrik kullanması emisyon azaltımı açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Ancak bunun sonucu, elektrik sisteminin ne hızla karbonsuzlaştırıldığına bağlı.

Yenilenebilir enerjideki büyümeye karşın kömür yatırımları elektrifikasyon tartışmasının en tartışmalı başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Fosil Yakıtların Ötesi Ağı, kömür yatırımlarının Türkiye’nin COP31’de öne çıkarmaya hazırlandığı elektrifikasyon gündemiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. Ağ, yeni kömür kapasitesinin elektrik sistemine eklenmesinin elektrifikasyonun sağlayabileceği emisyon azaltımını sınırlayacağını savunuyor.

Didem Eryar Ünlü’nün yazısı