ZEYNEP KARAARSLAN BAŞARAN
@zeynepbasaran
Dünyanın gidişatı öyle bir halde ki, bazen ‘Deus ex Machina’ gelse de bu durumu bir hale yola koysa diye düşünüyorum. Deus ex Machina, kökü eski Yunan ve Roma tragedyalarında olan bir kavram. Latinceden çevirecek olursak ‘makinedeki tanrı’ anlamına geliyor. Eski tragedyalarda tanrı kılığındaki oyuncular sahneye bir tür vinç yardımıyla ‘gökten’ indirilirmiş. Olay örgüsü içinden çıkılmaz bir hal aldığında birdenbire ortaya çıkar ve çözülmez görünen düğümü bir anda çözüverirlermiş. Europides’in Medea tragedyasından, William Golding’in kült romanı Sineklerin Tanrısı’na edebiyatta ‘Deus ex Machina’ kullanımının birçok örneği var. Deus ex Machina dünya dediğimiz şu tiyatroda bence tam da bu an bize lazım.
Neden mi? Mesela tüm dünyada yükselişte olan faşizm.

Okunacaklar listemde yer alan Jason Stanley’nin Faşizm Nasıl İşler- Biz ve Onlar Siyaseti isimli kitabı, demokratik toplumlarda faşizmin yeniden kök salması için uygulanan taktikleri ortaya koyuyor. Bu kitabın ardından Hannah Arendt’in Kötülüğün Sıradanlığı eserini yeniden okumalı. Filozof ve siyaset bilimci Hannah Arendt İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Eichmann’ın Kudüs’te yargılanmasını gözlemlemeye gidiyor ve gözlemlerinden bu kitap ortaya çıkıyor. Temel saptaması Eichmann’ın ne kadar ‘normal’ olduğu. Tüm bir toplumun ahlaki iflası işte bu ‘normal’den, ‘sıradan’dan doğuyor.
Bir diğer düğüm de iklim krizi.
Deprem, seçim derken, bu konu zaten pek de öne çıkamadığı Türkiye’de iyice geri plana düşüverdi. Oysa her birimizin iyi anlaması gereken bir olgu. Elizabeth Kolbert’in Altıncı Yokoluş kitabı, dünya tarihinde beş kitlesel yok oluş yaşandığını ve şu anda altıncısının içinde olduğumuzu öne sürüyor. “Birey olarak bu dev sorunla nasıl baş edebiliriz, bu devletlerin işi” diye düşünenler olabilir. Ama et tüketimini azaltmaktan, diş fırçalarken suyu kapatmaya herkesin yapabileceği irili ufaklı katkılar var. Kathryn Kellogg’un Sıfır Atık İçin 101 Yol kitabı gibi çalışmalar bu katkıların neler olabileceğine ışık tutuyor.
İçinden çıkılmaz hal alan bir diğer konu da göç ve mülteciler.
Bu konunun esasında iklim krizi ile ciddi bir bağı var. Ama bu bağı ortaya koymayı uzmanlara bırakıp, ben kendi ilgi alanım olan edebiyata yöneleyim. Tüm dünyada yüzyıllardır olagelen göçler, elbette edebiyatta da çok işlenir. İnsanları istatistik, göçü bir kavram olmaktan çıkaran, içinde kendini kaybettiğimiz bir hikayedir, duygulanarak yaşamadığımız bir yaşamı deneyimlemektir. Son dönemde Ocean Vuong’un Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz isimli romanı benim için tam da bunları başardı. Roman, Vietnam’dan Amerika’ya göç eden bir anne oğulun arada kalmışlıklarının şiirsel bir biçimde ele alınışı, bir anlamda dili kaybetmenin ve yeniden yaratmanın hikayesi.
Deus ex Machina’yı duymamış olabilirsiniz, ama kahraman kavramını hemen herkes bilir. Kahraman, olaylar gelişirken merkezde olan, akıbetini en çok önemsediğimiz figürdür. Hikayenin kalbindedir. Joseph Campbell Kahramanın Yolculuğu’nda kahramanın hikayesindeki aşamaları ne güzel özetler. Kahramanın alıştığı dünyadan ayrılması, ‘dışarıdaki’ dünyayla karşılaşıp, bir tür inisiyasyon yaşaması, dönüşmesi ve tekrar kendi dünyasına dönmesi yolculuğun aşamalarıdır. Star Wars’dan Toy Story’e başarılı pek çok filmin kahramanın yolculuğu kalıbını kullandığına dair birçok yazıya rastlamışsınızdır. Hatta ben birkaç yıl evvel Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Belediye Başkanı seçim kampanyasını kahramanın yolculuğu olarak ele alan bir konuşma dinledim. Kahramanın rakibi (antagonist) de önemli bir diğer edebi figürdür. Rakip, kahramanın önüne engelleri zorlukları çıkarır. Kahramanın onunla sürtüşme yaşaması gerekir ki kendini anlayabilsin, gelişimini tamamlayabilsin. Star Wars’ta Luke Skywalker kahraman ise, Darth Vader ‘antagonist’tir. Toy Story’de Buzz Lightyear, Woody’nin rakibidir.
Kendi hayatımızın kahramanı olup, yolculuğumuzu yaşayalım dedik. Kısmetimize bu çağda çok çetin ceviz ‘antagonist’ler çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Belki de içinde olana her çağ böyleydi. Veba zamanında Orta Çağ’da da olabilirdik, öyle değil mi? Ne yapalım- Öğrenerek, ders çıkararak, sevmekten vazgeçmeden yürümeye devam. Voltaire’in Candide’de dediği gibi, “Herkes kendi bahçesini yeşertmeli.” Başka çare yok. Deus ex Machina hiç yok.
Bu yazıda bahsi geçen yazarlar, kitaplar:
Europides, Medea
William Golding, Sineklerin Tanrısı
Jason Stanley, Faşizm Nasıl İşler- Biz ve Onlar Siyaseti
Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı
Elizabeth Kolbert, Altıncı Yokoluş
Kathryn Kellogg, Sıfır Atık İçin 101 Yol
Ocean Vuong, Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz
Voltaire, Candide