Ruh sağlığı sorunlarının sosyal olarak bulaşıcı olup olmadığı belli değil, fakat muzdarip kişilere maruz kalmak farkındalığı artırabiliyor.

Boğaz enfeksiyonu veya grip gibi bakteriyel ya da viral enfeksiyonların bulaşıcı olduğu iyi biliniyor. Peki ya depresyon?
Smithsonian Magazine’in aktardığına göre 2024’te JAMA Psychiatry dergisinde yayınlanan bir makalede araştırmacılar bu meseleyi ele almıştı.
Araştırmacılar, ergenlik döneminde ruh sağlığı sorunu teşhisi konmuş bir akrana sahip olmak ile ruh sağlığı sorunu teşhisi alma ihtimalinin artması arasında bir ilişki saptadı.
Çalışmada doğrudan nedensellik bağı bulunamadıysa da araştırmacılar ergenler arasında ruh sağlığı sorunlarının ‘sosyal yolla bulaşabileceğini’ öne sürdü.
Duygusal bulaşma
Söz konusu korelasyon kulağa mantıklı geliyor. Nitekim psikologlar ruh hallerinin ve duyguların insandan insana nasıl bulaşabileceğini uzun süredir inceliyor.
Örneğin yanınızda kahkahaya boğulan biri sizi de güldürebiliyor. Benzer şekilde, bir arkadaşınızın duygusal acı çektiğine şahit olmak size de çaresiz hissettirebiliyor.
Bu duruma ‘duygusal bulaşma’ deniyor.
Finlandiya’daki Helsinki Üniversitesi’nden ve başka kurumlardan araştırmacıların yürüttüğü JAMA Psychiatry’deki çalışma, 1985-1997’de doğan 713 bin 809 Finlandiya vatandaşını inceledi.
Araştırma ekibi, Finlandiya’daki okullarda ruh sağlığı sorunu tanısı almış bireyleri tespit etti. Grubun geri kalanını 2019 sonuna kadar takip ederek sonraki tanıları kayda geçirdi.
Araştırma, ruh sağlığı sorunundan muzdarip birden fazla sınıf arkadaşına sahip dokuzuncu sınıf öğrencilerinin, sınıf arkadaşları tanı almamış öğrencilere göre ruh sağlığı sorunu geliştirme riskinin yüzde 5 yüksek olduğunu gösterdi.
Risk, maruz kalınan ilk yılda özellikle yüksek seyretti. Tanı almış tek bir sınıf arkadaşına sahip öğrencilerin tanı alma ihtimali yüzde 9 artarken, birden fazla tanılı arkadaşa sahip öğrencilerde yüzde 18 arttı.
En belirgin risk artışı duygudurum, anksiyete ve yeme bozukluklarında görüldü.
Söz konusu risk artışı ebeveynlerin ruh sağlığı, sınıf mevcudu ve bölgedeki işsizlik oranları gibi değişkenler kontrol edildikten sonra da sürdü.
Sonuçlar yanıltabilir
Bu sonuçlar, ruh sağlığı sorunlarının sosyal yolla bulaşabileceğine dair ikna edici görünüyor. Fakat Hollanda’daki Leiden Üniversitesi’nde klinik psikolog Eiko Fried’e ve başka araştırmacılara göre sonuçlar yanıltıcı olabilir.
Fin ekibinin tüm değişkenleri hesaba katmadığını öne süren Fried, yoksul bir mahallede yaşamanın depresyon riskini başlıbaşına artırabileceğine dikkat çekti: “Bu çocuklar aynı okullarda toplanıyor ve sonuçta o okullarda bir depresyon kümelenmesi oluşuyor.’’
Araştırmacılar mahalleye ilişkin istihdam oranlarını ve eğitim düzeylerini kontrole aldıysa da başka çevresel ve bağlamsal faktörleri gözden kaçırmış olabilir.
Çalışmanın baş yazarı Jussi Alho eleştirilere yanıtında, insanların kendilerine benzeyenleri arama eğiliminin araştırmayı yanıltabileceğini ama bu riski okul sınıflarını kullanarak azalttıklarını söyledi. Alho sınıfların kurumlarca belirlendiğine dikkat çekti. Yine de eksik ya da hatalı ölçülmüş değişkenlerin olası etkisini kabul etti.
Esas bulaşan farkındalık olabilir
Sorunun yanıtı ne olursa olsun, bu tür kişisel temaslar başka bir ‘bulaşmayı’ tetikliyor olabilir: Farkındalık.
Örneğin yaygın anksiyete bozukluğu ilk kez 1980’de psikiyatrinin tanı el kitabı DSM’ye girdiğinde nadir rastlanan bir tanıydı. 1994’teyse toplumun yaklaşık yüzde 5’ini etkileyen bir bozukluk haline gelmişti.
Uzmanlar bu artışı hasta ve hekimlerin artan farkındalığına, değişen tanı ölçütlerine ve tedaviye erişimin kolaylaşmasına bağlıyor.
Alho ve ekibiyse bir etken daha öne sürüyor: Sosyal çevre aracılığıyla edinilen bilgi ve kabul. Araştırmacılara göre ruh sağlığı sorunu çeken bir akranla aynı sınıfı paylaşmak, bu sorunları normalleştirebilir ve gençleri tanı ve tedaviye daha açık hale getirebilir.