MESUDE DEMİR
@mesudedemirr
Temmuz 2023-Ocak 2025 arasında Hatay’da 26, Adıyaman’da 11, Kahramanmaraş’ta 17 ve Malatya’da dört hazır beton projesi için valilikler, “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir” kararı verdi. Santraller yerleşim alanlarının içine kadar girdi.

Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Türk Tabipleri Birliği’yle (TTB) birlikte hazırladığı ‘Görünür Tehlike Beton Santralleri ve Hava Kirliliği’ raporu (https://temizhavahakki.org/gorunur-tehlike-beton-santralleri-ve-hava-kirliligi/ ) yayınlandı.
ÇED, bir tesisin çevreye vereceği zararların tesis kurulmadan önce incelenmesi ve önlenmesi için gerekli. Beton santrallerinin de çevreye ve insan sağlığına zararı var. Çimento, kum ve çakıl taşınırken, karıştırılırken ortama büyük miktarda partikül madde (ince toz) PM2.5 ve PM 10 yayılıyor. Bu havayı soluyanlarda astım, bronşit, KOAH, akciğer kanseri riski artıyor. PM kirliliği ayrıca erken doğum, yeni doğan ölümleri, düşük doğum ağırlığı ve sinir sisteminde gelişim bozukluklarına yol açıyor.
Rapor için 7 Ocak-25 Ocak 2025 arasında Hatay’ın Antakya ilçesinde hava kalitesi izleme çalışması yapıldı. Ölçüm yapılan yerleşim alanı, bir beton santralinin etki alanı içindeydi.
Ölçümlerde ulusal mevzuattaki limit değerlerin ve Dünya Sağlık Örgütü kılavuz değerlerinin çok üstünde partikül madde (PM) kirliliği tespit edildi. 19 günlük ölçüm sonuçlarına göre PM10 ortalaması 60,1 μg/m3, PM2,5 ortalaması 41,5 μg/m3.
Deprem bölgesi bu kez 58 beton santralle ‘boğuluyor’@mesudedemirr'in haberihttps://t.co/JZG9ffbIIg pic.twitter.com/PZXgArQ9NG
— Diken (@DikenComTr) February 12, 2025
Raporda şu değerlendirme yer aldı: “Deprem bölgesinde kronikleşen hava kirliliği sorunu gelecek kuşakların da sağlık hakkını elinden alan uzun vadeli bir halk sağlığı sorunu. Beton tozları tarım ürünlerinin verimini düşürüyor. Beton üretiminde kullanılan katkı maddeleri ve çimento atıkları, yeraltıyla yüzey sularına karışarak içme suyunu kirletiyor.”
‘Neredeyse kilometre başına bir santral düşüyor’
Bina yıkımları, enkaz kaldırma, taşıma ve depolamadan kaynaklanan hava kirliliğine maruz kalan depremzedeler, son bir yıldır sayıları da her geçen gün sayıları artan beton santrallerinin insafına terk edildi.
Temiz Hava Hakkı Platformu Proje Koordinatörü Deniz Gümüşel deprem bölgesinde yeniden yapılaşma için hızla ve çok sayıda kurulan beton santrallerinin tekil, küçük projeler olarak değerlendirilemeyeceğini ve “ÇED gerekli değildir” kararının verilmemesi gerektiğini söyledi:
“Küçük projeler olduğu gerekçesiyle valiliklere başvurmuşlar. Valilikler de ÇED raporu gerekli görmeden açılmaları için izin vermiş. Bölgede neredeyse kilometre başına bir beton santrali düşüyor. Tesisler yerleşim alanlarının içine kadar girdi. Aslında tesisler mevzuatın açığından yararlanıyor.
Oysa ki başka bir yönetmelik daha var. Böyle bölgesel yeniden yapılaşma süreçlerinde Stratejik Çevresel Değerlendirme Yönetmeliği (SÇDY) uygulanmalı. SÇYD belli bir bölgedeki projelerin tamamının bütün halinde çevresel etkisinin değerlendirilmesini sağlar.
Bu kadar çok sayıda beton santrali için etki alanları ve bulundukları bölgedeki diğer kirletici kaynaklar dikkate alınarak kümülatif çevresel etki değerlendirmesi yapılması şart.”

‘Deprem fırsat ve ranta çevrildi’
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Üyesi Dr. Ali Kanatlı Hatay’da yaşıyor. Depremden hemen sonra hafriyatın yine hiçbir önlem alınmadan taşındığını, nehirlere, vadilere, yeşil alanlara ve hatta yerleşim yerlerinin dibine döküldüğünü hatırlatan Kanatlı, şimdi de adım başı açılan beton santrallerinin ürettiği kirliliğe maruz kaldıklarını söyledi.
Akut sorunlarla uğraştıklarını ancak birkaç yıl için de bunlara yenilerinin ekleneceğini belirten Kanatlı, şöyle devam etti: “Şu an depremden daha büyük bir çevre yıkımıyla karşı karşıyayız. Ekolojik yıkım var. Deprem fırsata ve ranta çevrildi. Organize bir kötülük var şu anda. Kötü insanların rahatça top koşturması için alınıyor. Hatay için alınan kararların hiçbiri depremzedenin lehine olmadı. Rezerv alanlardan tutun, TOKİ’lere kadar, taş ocakları, beton santrallerine kadar. Tüm kararlar ranta, sermayeye yönelik alınıyor.”

‘Fırsat yakalandı, inanılmaz bir doğa katliamı yapılıyor’
Sadece Hatay’da 80’in üzerinde taş ocağı var. Bunlar için de valilik ÇED’i gerekli görmemiş. Kanatlı “Bu kadar taş ocağından çıkacak taşla Hatay’ın birkaç katı yapılabilir. Kaç ton betona, taşa ihtiyaç var? Fırsat yakalandı ve burada inanılmaz bir doğa katliamı yapılıyor” dedi.
Kanatlı Kuruyer köyünü örnek gösterdi. Tarım ve hayvancılık yapılan köyde 11 taşocağı, sekiz beton santrali, asfalt plenti var. Köy yakın zamana kadar Antakya’nın peynirini, yoğurdunu üretiyordu. İki bin büyükbaş hayvan sayısı 200’e inmiş. 65 işletme sayısıysa altı-yediye kadar düşmüş.
Kanatlı “Taş ocaklarının yakınındaki çiftçiler tarım ürünlerinin gelişmediğini, tavuğun yumurtasına kadar verim düşüklüğü olduğunu anlatıyor” dedi.
‘Sesi ve sarsıntısı depremi hatırlatıyor‘
Şehre çok yakın, tarım alanlarının ve suyun üzerinde dahi taş ocaklarına izin verildiğini vurgulayan Kanatlı, şöyle devam etti: “Doğamız katlediliyor. ‘Vahşi patlatma’ yapıyorlar. Her bir patlatma sarsıntıya yol açıyor. Bir yandan sesi, diğer yandan sarsıntısı depremi hatırlatıyor, insanın psikolojisi de bozuluyor. Dinamit gazları ortaya saçılıyor. Kısacası birçok yerden saldırı altındayız.”
Kanatlı tozun akut etkileriyle (alerjik konjonktivit ve rinit, şiddetli astım, KOAH atakları, kalp damar hastalıklarında artış) karşılaştıklarını ancak daha ileriki yıllarda kronik zararlarının görüleceğini vurguladı: “Bebekler, çocuklar çok etkilenecek. Bilhassa bebeklerin akciğerleri ufak, çok hızlı nefes alıp verirler. Onların ciğerlerine çektiği toz, yetişkinlerin iki katı. Onların geleceği için endişeliyiz. Burada 20 yıl sonra kanser patlayacak. Çünkü altyapısı oluşturuluyor.”
Tablo daha da ağırlaşacak
Partikül madde kirliliğinin sağlık maliyeti çok yüksek.
2022’de Türkiye’de partikül madde kirliliğinden kaynaklı ölüm sayısı en az 68 bin 440 olarak hesaplanmıştı.
Bu ölümlere yol açan hastalıklarda ilk beş sırada kalp-damar hastalıkları, kronik solunum hastalıkları, kanser türleri, diyabet ve kronik böbrek yetmezliği, solunum yolu enfeksiyonları ve tüberküloz yer alıyor. Ayrıca anne ve yenidoğan ölümlerine de yol açıyor.
Hatay’da partikül madde kirliliğinde yeni beton santralleri ve taş ocaklarının da kirletici etkisi eklenince tablo daha da ağırlaşacak.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağı (UHKİA) veri tabanında ağdaki istasyonlara dair raporlar incelendiğinde depremin üzerinden iki yıl geçse de bölgede hala sağlıklı bir hava kalitesi izleme sürecinin işletilmediği tespit edildi.
2024 boyunca deprem bölgesindeki istasyonların önemli kısmından veri alınamadı ya da veriler kamuoyuyla paylaşılmadı.
Depremlerde en çok hasar gördüğü bilinen dört ildeki 10 hava kalitesi istasyonunun dördünden hala partikül madde (PM10) ölçüm verileri alınamıyor. İnce partikül madde (PM2,5) kirliliğiyse hemen hiçbir istasyonda izlenmiyor.
Yeterli veri olan altı istasyonun beşinde ise yıllık ortalama PM10 değerleri ilgili ulusal mevzuat bileşeni olan Hava Kalitesinin Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği’ndeki limit değerin üstünde.