Tanım, bir özne olarak teröristin kim olduğuna değil, ona kimin baktığına bağlıdır. Az veya çok kitlesel karşılığı olan hiçbir terör örgütü ya da terörist, herkes tarafından aynı şekilde lanetlenmez, düşmanlaştırılmaz, aksine birilerince sevilip idealize edilebilir. Zira terörizm denilen şey, tahribat yaratsa bile bir şiddet eyleminden ibaret değildir. Bir şiddet eyleminin terörizm kategorisine girebilmesi için siyasi amacı ve hedefi olması gereklidir.
Terörizm dediğimiz şey ise ister bireysel ister örgütlü bir yapı içerisinde gerçekleştirilsin ‘rejime direniş, halkını kurtarma, sınıfsal çatışma, inançlarının gereğini yerine getirme, devletini koruma vs.’ gibi siyasi saiklerle eyleme dönüştürülmüş şiddettir. Esas amaç eylemin kendisi değil, eyleme karşı gelişecek tepkinin gelişimini sağlamaktır.
Bir kişi terör örgütü liderliğine soyunduğu andan itibaren çoğunlukla bir siyasi kimliğe dönüşür. O kişiye iyi ya da kötü birçok olumsuz özellik atfedilir. Bir tarafta şeytanlaştırılırken, diğer tarafta efsaneleşir. Kişi, bu kimliği üzerinde taşırken hem masumların katili ve hem de halklarının özgürlük savaşçısı olarak anılır. Bu özellikler kişinin gerçek niteliklerinden bağımsız olarak gelişir, şekillendirilir. Bilgi ve enformasyon sistemleri o kişinin kimliğini inşa eder; kitleye paketlenmiş bir ürün olarak sunarlar. Tam da bu nedenle çözüm süreçleri çerçevesinde dönüşüm başladığında esas maharet, önceki içeriğin yeniden ambalajlanması ve piyasaya sunulmasında gizlidir.
IRA, ETA, FARC vs. liderleri de barış süreçlerinin sonunda yeniden paketlenerek meşru siyasi aktörlere dönüştürülmüştür. Bakalım bizde durum ne olacak?