Küresel krizler çağına girmişken, W.Churchill’in “iyi bir krizi asla boşa harcama” ifadesini hatırlamadan geçmemek gerekir. Krizlerin yalnızca yıkıma değil aynı zamanda fırsatlara da gebe olduğunu vurgulayan bu söz, günümüzün kırılgan ortamına bakıldığında şimdi daha da değerli.
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) 2026 Küresel Riskler Raporu’na göre artık en büyük risk ekonomik durgunluk ya da iklim krizi değil, “jeoekonomik çatışma”. Ekonomik araçlar, iş birliği yerine karşılıklı güç mücadelesinde kullanılan silahlara dönüştüğünde, piyasa mantığı ile işleyen bir rekabet de doğal olarak kutuplaşma mantığıyla işleyen çatışmacı bir ortama dönüşüyor.
Ekonomik ilişkiler artık barışın değil savaşın cephesi, hatta ta kendisi. Devletlerarası güç mücadelesi sadece askeri ve teknolojik satıhta sürmüyor. Gümrük tarifeleriyle, yaptırımlarla, enerji şoklarıyla, ambargolar ve yatırım kısıtlamalarıyla, tedarik zincirleri üzerinde kurulan baskılarla süren bir savaştan da söz ediyoruz. “Her satıhta mücadele” fikrinin temelinde de bu olgu yatıyor. Artık her satıh bir savaş alanı ve kazanmaktan çok karşı tarafı kaybettirmeye odaklı bir stratejiyle sürüyor.
Kısaca herkes kaybediyor ve daha az kaybedenin kazanacağı bir kaybet-kaybet sürecini özümsemek durumundayız.