Savaş yolculuğu kolayca öngörülebilir, matematik bir süreç değildir. Savaşın öncesinde teknik adamlar, siyasiler, askerler birlikte bir yol haritası oluşturduklarında, rakiplerinin de benzer bir ekiple karşı tarafın taktiklerini etkisiz kılmak için bir masada toplantı haline olduğunu unuturlar. Düşmanı küçümsemek ve matematik tuzağına düşmek en büyük yanılgıdır. Zira en zayıf olanın bile bir savunma, savuşturma planı vardır.
ABD-İsrail bloku ile İran arasındaki savaş yeni ve ani bir kriz değil. Yaklaşık elli yıllık bir bitmeyen bir hesaplaşmanın ve rövanş arayışının yeni perdesi. ABD’nin İran’la hesaplaşması 2000’li yıllarla birlikte İsrail’e verilen vekalet üzerinden yürütüldü. Arap-İsrail çatışmaları süreci, İran-İsrail perspektifine evrildi. İran’ın nükleer programını durdurma iddiasıyla uygulanan baskı, bir fragman niteliğindeki 12 gün savaşının ardından “Destansı Öfke” olarak isimlendirilen saldırı ile aktif bir sıcak çatışmaya dönüştü.
Savaş sürerken kimin öldüğünü geride kimin kaldığını bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: ABD savaştan çekilmek için bir zafer anlatısı bulma arayışında ve Sun Tzu’nun ifadesindeki gibi onlara hızla “geri çekilmeleri için altından bir köprü inşa etmek” gerekiyor. ABD yakında kendi dünyasına döner. Bu coğrafya da geride kalan İsrail’in ise eğer varlığını sürdürmek istiyorsa savaş taktiklerini değil, barış stratejilerini geliştirmek durumunda olduğunu artık gördüğünü umalım.