Bugün yaşlı işçiler için önerilen “esnek çalışma” ya da “aşamalı emeklilik” modelleri bile çoğu zaman bir hak olarak değil, bir lütuf gibi sunulmaktadır. Oysa mesele son derece nettir: Bir insan ömrü boyunca çalışmışsa, yaşlandığında çalışmak zorunda bırakılmamalıdır.
Yaş ayrımcılığı yalnızca bugünün yaşlılarını değil, geleceğin tüm işçilerini ilgilendirmektedir. Çünkü yaşlanmak herkes için kaçınılmazdır. Bu nedenle yaş ayrımcılığı, dar bir grubun sorunu değil; işçi sınıfının tamamının sorunudur.
İşçi sağlığı mücadelesi tam da bu noktada genişler. Sağlık yalnızca iş kazası anı değildir. İşten atılma korkusu, düşük ücret, dışlanma ve güvencesizlik de sağlığı bozar. Yaşlı işçilerin çalışma ve sosyal yaşamdan sistematik biçimde dışlanması, açık bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalıdır.
İşçi sağlığı, emeklilik hakkı ve yaş ayrımcılığı birbirinden kopuk başlıklar değil; emeğin nasıl sömürüldüğünü ve yaşamın nasıl değersizleştirildiğini gösteren ortak alanlardır. İşçi sağlığını teknik önlemlere indirgemeyen, emekliliği bir “sosyal yük” değil yaşam boyu emeğin karşılığı olarak tanımlayan, yaşlı işçilerin çalışma ve sosyal yaşamdan dışlanmasına karşı insanca yaşam hakkını esas alan bir yaklaşım olmadan bu tablo değişmez.