Türkiye’de ise asbest kullanımı 2010 yılında yasaklanmışsa da yüksek miktarda ithal edildiği 1970’lerin ortasından 1990’ların ortasına kadar inşa edilen yapılar bugün kentsel dönüşüm adı altında yıkılıyor, yıkımla birlikte bu madde lif halinde havaya karışarak canlılar tarafından solunuyor ve insanların gündelik hayatlarını da tehdit ediyor.
Depremler, kentsel dönüşüm ve yıkım, tadilat ruhsatlarında hâlâ belediyelerin çoğunluğu tarafından bir denetim yapılmıyor. Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelik gereği, yapılardaki asbest ve benzeri tehlikeli kimyasal içeren imalatlar sökülüp uzaklaştırılmadan, Hafriyat Toprağı, İnşaat ve Yıkıntı Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğine göre de seçici yıkım yapılmadan ana yıkıma geçilemez.
Asbest içeren tehlikeli maddelerin, yıkım öncesi kontrollü bir şekilde uzaklaştırılması ve bertaraf edilmesi için ülkenin yüzde 90’ında, yeni seçilen muhalefet belediyeleri de dahil, herhangi bir çalışma yapılmıyor.
Asbest sökümünde çalışan işçiler ve yakınındaki insanlar ve çevredeki tüm canlılık asbeste maruz kalıyor. Sökümden elde edilen asbestli atıklar hâlâ belediye çöplüklerine atılıyor. Asbestli atığın uluslararası standartlarda bertarafını sağlayacak tesisler çok sınırlı.