DEM Parti, Demirtaş ve tutuklu siyasetçiler için derhal tahliye istedi

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iktidara çağrı yaptı: “Sürgündeki arkadaşlarımız ülkesine, tutsak siyasetçilere meydanlara, barış da artık bu topraklara dönmelidir.”

Fotoğraf: Arşiv

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) eski HDP eş genel başkanları Selahattin Demirtaş’a ilişkin kesinleşen ihlal kararını hatırlatan Bakırhan, partisinin grup toplantısında özetle şunları söyledi:

* Barış olacaksa kumpas bitmeli. Selahattin Demirtaş ve Kobani kumpas davasında yargılanan tüm arkadaşlarımız serbest bırakılmalıdır.

* Türkiye’nin normalleşmesi ve toplumsal barışın tesisi hukuka uymaktan geçer. Bu hukuksuzluğu sürdürmenin vicdani ve siyasi karşılığı kalmamıştır. Bu kısır döngü, ayıp artık bitmelidir.

* Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Alp Altınörs, Ali Ürküt, Nazmi Gür, Günay Kubilay, Dilek Yağlı, Zeynep Karaman Bülent Parmaksız, Pervin Oduncu, Zeki Çevik artık özgür olmalıdır.

Osman Kavala ve Can Atalay’ı da hatırlattı

* Ayrıca Leyla Güven, Selçuk Kozağaçlı, Osman Kavala, Can Atalay, Mehmet Sıddık Akış, Cihan Karaman, Bekir Kaya, Ayşe Gürkan ve daha adını sayacağımız yüzlerce siyasi tutsak arkadaşlarımız da derhal serbest bırakılmalıdır. Sürgündeki arkadaşlarımız da toprak dönmelidir.

* Kumpas dosyaları kapanmalı, demokratik siyasetin alanı genişletilmelidir. Tam 4 Kasım’ın yıl dönümünde çağrımızı açık ve net yapmak istiyoruz: Sürgündeki arkadaşlarımız ülkesine, tutsak siyasetçilere meydanlara, barış da artık bu topraklara dönmelidir.

‘Bu dönüşler için devletin demokratik dönüşümü gerekli’

* İşte bu dönüşlerin olabilmesi için devletin demokratik dönüşümü gereklidir. 1 Ekim’de başlayan süreç sadece bir barış süreci değildir; aynı zamanda devletin demokratik dönüşüm imtihanıdır.

* Peki devletin demokratik dönüşümü ne demek? Türkiye ortak evimizdir; bu yüzden duvarları tek tipçilikle örülen, pencereleri tek yöne baktırılan bir evde ortak yaşam olmaz. On yıllardır hatalar yapılıyor. Devlet “Ben bilirim” dedikçe hatalar büyüyor, yurttaş küçülüyor.

‘Devlet, halkın sahibi gibi davrandı ve davranıyor’

* Devlet, halkın hizmetkârı gibi değil, sahibi gibi davrandı ve hâlâ da böyle davranıyor. “Ben bilirim” kibriyle halkın sesini boğdu, Türkiye’nin binbir rengini, dilini, inancını bir tehdit olarak gördü; toplumu tek bir kalıba zorlayarak kutuplaştırdı ve milyonları ortak evin dışına itti.

* Demokrasinin temeli olan denge ve denetleme mekanizmaları yok edildi. Yargı siyasi bir aygıta dönüştü. Meclis etkisiz kılındı. Yerel yönetimler merkezin kıskacıyla nefessiz bırakıldı. Kim kimi denetliyor belli değil. Oysa demokrasilerde Meclis yürütmeyi denetler; yargı herkes için eşit çalışır; hükümet de Meclis’e hesap verir.

‘Devletin halka hizmet ettiği, yargının bağımsız olduğu bir düzen kurulmalı’

* Peki ne yapılmalı? Devletin halka hükmetmediği, halka hizmet ettiği bir düzen kurulmalı. Hiç kimsenin kimliğinden ve inancından dolayı ötekileştirilmediği bir ortak yaşam inşa edilmeli.

* Yargının bağımsız, Meclis’in güçlü ve yürütmenin şeffaf olduğu gerçek bir denge ve denetim sistemi tesis edilmeli. Sorunlar şiddetle değil, müzakere ve diyalogla çözülsün; toplumsal barış sağlansın. İrade yerelde, halkın bizzat kendisinde olsun; güçlü bir yerel demokrasi güvence altına alınsın.

* Daha onlarca öneri yapabiliriz ama sözün özü şudur: Bir ülke barışıyla büyür, korkularıyla küçülür. Biz barışla ülkeyi ve demokrasiyi büyütmek istiyoruz.

Bahçeli: Öcalan ve Demirtaş’ın arasına mayın döşüyorlar

Öcalan: Kürt olgusunun Cumhuriyet’e dahil edilmesi için güçlü bir geçiş süreci temel alınmalı

Demirtaş: AİHM kararı elbette önemli ancak ‘kardeşlik hukuku’ her şeyden kıymetli

Demirtaş hakkındaki ihlal kararı kesinleşti: AİHM, hükümetin itirazını reddetti