Bir çocuğa her zorlandığında cevabı verecek bir teknoloji sunduğumuzda ona yalnızca kolaylık sağlamıyoruz. Farkında olmadan gelişmesi gereken bazı zihinsel becerilerin işini de teknolojiye devretme ihtimalimiz var. Çünkü zorlanmak öğrenmenin arızası değil, çoğu zaman öğrenmenin kendisi. Bir cevabı hemen bulamamak, bir fikri ifade edebilmek için uğraşmak ya da yanlış yaptıktan sonra yeniden başlamak yetişkin hayatında ortadan kaldırmaya çalıştığımız verimsizlikler olabilir; çocuklukta ise bunların her biri bilişsel gelişimin bir parçası.
Elbette buradan “teknoloji kötüdür” sonucuna varmak da büyük hata olur. Yapay zekâ doğru tasarlandığında kişiselleştirilmiş öğrenmeden erişilebilirliğe, dil desteğinden öğretmenlerin iş yükünün azaltılmasına kadar çok güçlü imkânlar sunuyor. Bugünün çocuklarının yaşayacağı ve çalışacağı dünyada yapay zekânın olmayacağını varsaymak da gerçekçi değil. Asıl mesele çocukları yapay zekâdan uzak tutmak değil, onunla kuracakları ilişkinin sırasını doğru belirlemek.
New York ve Los Angeles’ın kararlarını bu nedenle teknoloji karşıtlığı olarak okumak bana eksik geliyor. İki dev eğitim sistemi farklı yöntemlerle aynı soruyu soruyor: Teknoloji öğrenmeye hizmet mi ediyor, yoksa öğrenmenin kendisini mi devralıyor? Üstelik bu soru yalnızca Amerika’nın değil, önümüzdeki dönemde çocukların eğitimine ilişkin karar veren her ülkenin, her okulun ve her ebeveynin önünde olacak.
Yıllardır çocuklarımızı geleceğe hazırlamak adına teknolojiyi sınıflara ne kadar hızlı sokabildiğimizi bir ilerleme göstergesi olarak gördük. Akıllı tahtalardan tabletlere, dijital platformlardan uygulamalara ve şimdi yapay zekâya kadar yeniliği çoğu zaman hızla eşitledik. Oysa yapay zekâ çağında ilerici olmak, her yeni teknolojiyi mümkün olan en hızlı şekilde çocukların önüne koymak anlamına gelmeyebilir. Bazen ilericilik, nerede kullanacağımız kadar nerede kullanmayacağımıza da karar verebilmektir.
Belki de artık ölçmemiz gereken şey çocuklarımızın yapay zekâyı kaç yaşında kullanmaya başladıkları değil, yapay zekâ onların yerine düşünmeye başlamadan önce onların düşünmeyi ne kadar iyi öğrendiğidir.