Amerikan emperyalizminin büyük bir zafer sarhoşluğu yaşadığı son günlerde, göstergeleri takip edenleri çok da şaşırtmayan bazı rakamlar açıklandı.
Çin’in ticaret fazlası sadece bir senede %20 arttı! Amerika’nın ticaret açığı ise tarihinin en yüksek ikinci seviyesine ulaştı. Trump politikalarının Amerika’nın en büyük rakibine nasıl hizmet ettiğinin güzel bir özeti bu.
Şöyle bir itiraz olabilir: “Ticaret açığı kimin umurunda? On yıllardır vardı açık, Amerika yine de dünyayı yönetiyordu.”
Bu bir yere kadar doğruydu ama Çin yükseldikçe, Amerika’da üretim azaldıkça, teknolojik önderlik sallantıya girdikçe bu dengesizliğin büyük tehditlerden biri olduğu algısı yayılmaya başladı. Trump’ın gümrük vergilerinin bir amacı da zaten bu dengesizliğe müdahaleydi. Oysa vergiler, Çin’in elini iyice güçlendirme sonucunu doğurdu.
Ticaret fazlası da bir ülke için her zaman iyi değildir. Çin’in müzmin “talep” eksikliğinin iyice kemikleştiğinin habercisi olarak da okunabilir bu rakamlar. Yani Amerika ne kadar ithalat bağımlısı ise, Çin de o kadar ihracat bağımlısı. Hatta bu iki durum, dünya kapitalizminin çıkmazlarının birbirini tamamlayan iki veçhesi. Ama süregitmekte olan emperyal rekabette, bu son rakamlar Çin için – her şeye rağmen ve en azından kısa vadede – iyi haber.
MAGA’nın büyük çelişkisi, “önce Amerika” deyip Amerika’yı iyice zayıflatması.
Manşetlerdeki galip Trump, hayatın rutin akışındaki muzaffer ise Çin.