Bakan Tekin’in, öğretmenin saygınlığını hiç dert etmeden “kamu tarafından fonlandırılmak” diye andığı konunun adı, bütçe kaynakları oluyor.
Kendisi de bakan olarak, bakanlığına ayrılan bütçe ödeneğinin en üst amiri. Kendisinin maaşı dahil, “fonlandırma” dediği kamu kaynakları bizlerin vergilerinden oluşuyor. Vatandaşların temel haklarını gözeten, hakları ve hizmetleri eşit biçimde götürmekle yükümlü makamlar olan bakanlıklar da bu hizmet ve icraat için kamu kaynaklarını belli kurallara göre kullanır, aktarır.
Tekin’in bulunduğu o geçici makamın, en önemli fonksiyonu ise şikâyet değil, kendi partisinin zamanında birikmiş, çeşitlenmiş, kronik hale gelmiş sorunlara çözüm bulmaktır.
Tekin’in yakışıksız, farklı çağrışımlara yol açan ve öğretmenleri değersizleştiren ifadesinde geçen maddi unsurun gerçeği yansıtmadığını, dün Ozan Gündoğdu’nun BirGün’deki yazısında okuduk.
Gündoğdu yazısında, UNESCO’nun “Global Report On Tecahers-2024” raporunu kaynak gösterdi. Rapora göre, Türkiye, dünyanın en çok öğretmeni olan 1. değil 17. ülkesiydi. Nüfusa bakıldığında bu da normaldi, çünkü Türkiye dünyanın en kalabalık 18. ülkesiydi.
Fonlama, bir şirketin öz kaynaklarını kullanarak kaynak sağlama yöntemine verilen ad.
Gerçi AKP yöneticileri, Türkiye’yi bir şirket gibi yönetme iradelerini pek saklamadı bugüne dek. Yine de kamuoyuna bir açıklama yaparken de doğru verilerle hareket etmeyi gözetmek gerekiyor. Türkiye’de sanki öğretmen açığı yokmuş, öğretmen fazlası varmış gibi konuşmak kamuoyunu yanıltmaktır. Dahası; atama bekleyen on binlerce öğretmeni “atama bekleme” ortamına taşıyan, geçici, güvencesiz işlere yönelten, hayattan bezdiren bu tablonun sorumluluğunu görmezlikten gelince o sorumluluk da ortadan kalkmaz.
Normal koşullarda devlet, öğretmenlerin atamasını yıllarca yapamıyorsa, ilgili bölümlerde daraltmaya gidilmesi, kontenjanların azaltılması gerekir. Ama bu akılcı ve sonuç doğurucu kararlar alınmıyor. Çünkü çok üniversite, çok fakülte, çok bölüm, işsizlik sorununu zamana yayıp ertelemek, iktidarı konsolide etmek demek!
Şimdilerde de -atanmayan öğretmenlere verilen sözler bir kenara bırakılarak- sistem değişikliğine gidileceği haberleri gündemde. Öğretmenlik yapmak isteyen adaylar, üniversite mezuniyetlerinin ardından bir de “akademi eğitimi” alacakmış. Yeni kurulacak Milli Eğitim Akademi programında başarılı olanlar, önce sözleşmeli olarak atanacak, üç yıl sonra da kadroya geçecekmiş.