Seçimlere girip devlet yönetmeyi üstlenmiş hükümetlerin, “Can güvenliğini sağlayamıyorum, sen şurada bir şehadet şerbeti iç” demek gibi bir hakkı ve lüksü olamaz.
Şunu biliyoruz. Dinsel nitelik taşıyan ve bir diğer dinsel kavram “cihad”la birlikte anılan “şehitlik” mertebesinin, görev sırasında yaşamını yitiren asker, polis ve diğer kamu görevlilerine teşmil edilmesinin, Türk devlet geleneğinde kurumsal ve yasal bir çizgisi mevcut.
Ancak bu “mertebe”yi, devletin yurttaşlarına karşı sorumlu olduğu alanlardaki asli görevlerini yerine getirmemesi sonucu ölenler için kullanması, siyasi pragmatizmin daniskasıdır.
Soma iş cinayetinden bu yana devlet yetkililerinin yüksek sesle dile getirdiği “şehadet şerbeti” muhabbetinin, hukuk devleti çizgisinde yeri yok.
…
Yaşam hakkını, can güvenliğini sağlama ödevini yerine getiremeyip, bu alanı dini kavramlarla nizam ve terbiye etmeyi bir siyaset mühendisliği alanı olarak görebilirsiniz.
Bu alanın muhtelif köşelerine de Şehitler Tepesi, Şehitler Köprüsü, Şehitler Bulvarı, Şehitler Caddesi adını verebilirsiniz.
Ama biz ölümü değil, yaşamı yücelten bir yerde duruyoruz.