Çiğdem Toker: Erdoğan, AYM kararını tanımadığını ilk söylediğinde takvimler 2016 yılını gösteriyordu

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını tanımadığını, saygı da duymadığını ilk söylediğinde takvimler 2016 yılını gösteriyordu.

Tuhaf­tı; çünkü o gün geçerli yönetim sistemine göre Cumhurbaşkanının AYM kararlarına uyup uymama gibi bir yükümlülüğü zaten bulunmuyordu. AYM kararlarının uygulanması, kararın gereğinin yapılmasına dair ödev Erdoğan’a değil, yargı organlarına aitti.

Bugün, AYM kararlarının uygulanmamasının vicdanları kanatan bir eziyete dönüştüğüne tanıklık ediyoruz.

Vicdan çağrılarının; anne, eş, çocuk gözyaşlarının soğuk ekran ve uzun koridorlara çarpıp kuruduğu o dosyalar, devlet diliyle “münferit” görünse de aslında değil.

Bugünlere ağır ağır ve stratejik adımlarla gelindiğini, kimi AİHM’in hak ihlali kararı uygulanmayan —Tayfun Kahraman’a, Mehmet Murat Çalık’a, Can Atalay’a, Osman Kavala’ya, Selahattin Demirtaş’a hiçbir yararı olmasa da— geriye baktığımızda daha berrak görebiliyoruz.

Uzunca bir zamandır AYM kararları tanınmamaktadır.

Dahası AİHM tarafından verilen hak ihlali kararlarının da gereği yapılmamaktadır.

Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu’nun ifadesiyle, “Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması, basit bir hukuk tartışması değildir. Bu, çok kritik bir eşiğin aşıldığı anlamına gelir. Türkiye artık anayasal bir devlet değil, sadece anayasalı bir devlettir. Anayasa vardır ancak uygulanıp uygulanmaması siyasi iradenin tercihine bırakılmıştır.”

Anayasal kurumların dikkate alınmadığı bir yargı sisteminde vicdan çağrıları yapmanın anlamı, yeri ve hükmü var mıdır; emin olamıyoruz.

Çiğdem Toker’in yazısı