Başbakan’ın, “düşük faiz takıntısı” şeklinde yansıyan öfkesinin ardında, başka bir “realite” var. Büyüme anlayışının “inşaata” dayalı olması. Erdoğan da görüyor ki dünyada ucuz ve bol döviz dönemi bitti. Bu durum, özel sektörün kredi olanaklarının daralması anlamına geliyor.
Türkiye’ye uyarladığınızda; seçmenlerini hipnotize eden toplu konut, AVM, rezidans, otoyol, üçüncü köprü, baraj, havalimanı gibi, mega projelerin tıkanma tehlikesi ufukta görünüyor. Başbakan bu yüzden düşük faiz için gerekli likiditenin adresi olan Merkez Bankası’na yöneliyor. Faizler, Merkez Bankası’nın likiditeyi artırmasıyla düşebilir. Ancak bunun da döviz getirmeyen harcamalara akması önemli bir risk. Sermaye akışının düştüğü bir dönemde, Merkez Bankası’nın böyle bir riske rağmen yaptığı indirim ise Başbakan’ı hoşnut etmeye yetmiyor.