Okura not:
Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin verdiği, Atatürk Havalimanı’nda düzenledikleri bombalı saldırı nedeniyle 46’şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan 6 IŞİD’linin tahliye kararı, ilk derece mahkemesinde yeniden görülecek. Teorik olarak mahkemenin, temyiz kararına direnme hakkı bulunuyor. Ancak o tarihte, yani davanın yeniden görüleceği tarihte, tahliye edilen IŞİD sanıklarının bulunup bulunmayacağı da belirsiz.
Alican Uludağ imzasıyla Now TV’de yayımlanan haber, kötü bir şaka gibiydi ama hakikatin ta kendisiydi.
Bundan sekiz yıl önce (28 Haziran 2016) Atatürk Havalimanı’nda düzenledikleri bombalı saldırı sonucu, 45 kişinin ölümüne yol açan ve 46’şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olan 6 IŞİD’li, Yargıtay kararıyla tahliye edilmişti.
Yepyeni tarihli bir karardı: 12 Aralık 2024.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, istinafın onadığı ilk derece mahkemesi kararını bozarken, ‘hakkaniyete uygun değil‘ demişti. Bozma gerekçesi olarak 45 kişiyi öldürmek ve Anayasal düzeni ihlalden değil örgüt üyeliğinden yargılanmaları gerektiğini bildirmişti.
Tutuklulukta geçen sürenin dikkate alınması istenerek derhal tahliye denilmişti.
IŞİD, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere, çok sayıda ülke ve uluslararası örgüt tarafından terör örgütü kabul ediliyor.
Gelinen eşikte, vatandaşların, vatandaşlardan oluşan geniş kitlelerin adalete duyduğu inancın sarsılması belli ki önemsenmiyor. Vahşice öldürülen 45 kişinin ailelerinin, yakınlarının neler hissedeceği ise hiç.
Kelimenin gerçek anlamıyla -dış dünyada değilse bile- yüreklerde akıllarda “infial” doğuran bu kararın, enine boyuna tartışılması meşrudur. En çok da kararın, dairenin olağan iş akışında, kendi prosedürü için alınıp alınmadığı sorusu…
Daha açık anlatımla, 12 Aralık 2024 tarihli bu kararın, Suriye’de 8 Aralık’ta devrilen Esad rejimi ardından HTŞ’nin yönetime geçmesi ile bağının olup olmadığı, izah gerektiren önemli boyutlardan biridir.
Aslında, adaletin, -ne yazık ki- konjonktürel politik çıkarlara göre araçsallaştırılması, Türkiye’de ilk kez rastlanan bir durum değil. Daha önce de yine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm Hizbullahçıların, AKP iktidarı ile HÜDA-PAR yakınlaşması sonrası ‘sessiz sedasız’ salıverildiği ortaya çıkmıştı.