Murat ve Ahmet için toplanmış ve tamamlanmış delil ile belgelerin Akın Atalay’ın tahliyesine yetmemesi, Cumhuriyet davasının normal bir “dava” olmadığının son kanıtı oldu.
Tabii mahkeme başkanının kararı açıklarken her bir arkadaşımız için ifade ettiği cümlecikler, adaletin nasıl olup da bir lütuf tarzında dağıtıldığını sergilemesi bakımından, ayrıca iç karartıcıydı.
Sözüm ona esprili, sözüm ona insani bir tarzda söylenen sözler için geniş bir değerlendirme yapılabilir elbette ama durumu özetleyen en iyi kelime gayri hukukiliktir.
Bu kadar da değil.
Mahkeme başkanı yargıcın Ahmet Şık için Soner Yalçın’ın yazısına atfen, annesinin üzüntüsüyle bağ kuran, Murat için Boğaz özleminin “gitsin görsün,gitsin hasret gidersin” ifadeleri, eğer espriyse kötüydü.
Akın Atalay’ın tutukluluğunun devamı kararını açıklarken “Gemiyi en son kaptanlar terk eder” sözü ise tıpkı bir önceki duruşmadaki “kırık bir aşk hikâyesi” teşbihi kadar fenaydı.
Hadi, Atalay’ın İcra Kurulu Başkanlığı’na atfen söylenen “kaptan” kelimesi gerçekçi diyelim. Peki gemi ne, neresi?
Gemi Silivri mi? Silivri batıyor mu?
Özgürlüğünüze, bağımsız iradenin değil bir başkasının karar verdiği böylesi bir hukuksuzluğu “gemiyi terk” ifadesiyle açıklamanın izahı nedir? Özgürlük bahşedilen bir şey midir?
Bütün bu sorulara mantıklı insanlar gibi beyhude yere cevap aramak yerine “adalet lütuf gibi dağıtılmaz” deyip noktayı koyalım.