Çerçeve | Lices Meydanı, Saint-Tropez – Paul Signac
Ç

Puantilizm tekniğiyle parlak noktacıklar ve kısa fırça darbeleri kullanan Fransız ressam Paul Signac’ın Saint-Tropez’deki Lices Meydanı’nı resmettiği 1893 tarihli tablosu.   

Lices Meydanı (Place des Lices, Saint-Tropez, 1893)

Bu kasaba yüzyıllardır hangi saatte neye benzeyeceğini bilir. Kendisini taklit eder. Sakin bir gün ortası ve güneş yine tepede. Meydandaki ağaçlar yumuşak gövdelerinden ikiye, üçe, dörde ayrılarak kıvrılıyor ha kıvrılıyor. Göğe yükselen eklemsiz, ince-uzun parmaklara benziyorlar. Bilekleri kalın. Tırnaklarından gür yapraklar fışkırmış.

Ağaçların gölgesinde renk havuzu var, bir de yeşil bank. Bankta tek başına bir adam. Sarı kovboy şapkasıyla oflar-puflar içinde sallana sallana yürümüş de iri bedenini bırakıvermiş. Öylece oturuyor. Kulağı kasabada mı, renklerde mi? 

Adamın oturuşunda, bankta, dağınık noktacıklarda bir müzik var. İncecik telleri çekiştirerek titreşimli bir hikaye yazıyorlar sanki. Yüzünü göremiyoruz ama tek başına uzakları gözleyen bir insan, herhalde, gümbür gümbür düşüncelerde geziniyordur. Senelerce kambur sırtı yeşil banka yaslı, ince bacakları iki yana kocaman açık. Dört kollu devlerin ayakaltında nefeslenen bir kovboy. Ağaçlar onunla eğleniyor, diye düşünüyoruz, kendi gölgelerindeki içe dönüklüğe kıvrım kıvrım meydan okuyorlar.

Renkler kıpır kıpır. Yeşil, sarı, turuncu, pembe, mavi, mor…hiç de hesapsız olmayan biçimde etrafa saçılmışlar ve çenesi düşük bir bukalemunu taklit ediyorlar. Her biri farklı duyguya talip. Dans eden ağaçlar mavi-mor parlıyor ama gövdelerindeki rengarenk noktacıklar bakışımızı sarsıyor. Her bakış, yeni bir renge gebe. Her renk, yeni hisse… Peki dans eden ağaçların tohumunu kim attı?

Oysa uzaklar ne kadar sarı ve kendinden emin. Ferahlatıcı bir açıklık. Ağaçların arasından bakıyoruz: Güneş tepede olmalı. Uzayıp giden tarla mutluluğun sarısına boyanmış. Şüpheye yer yok. Yemyeşil yükselen dağın zirvesinden düşüversek incelikle yuvarlanıp kuş gibi yere konarız; hiçbir yerimiz kızarmaz bile.

Görüyoruz: Dağın eteklerinde evler var. Neşeli evlerin arasında bütün kasabaya rüzgarın yönünü duyuracak denli uzun bir çam ağacı yükselmiş. Turuncu-sarı benekleri evlerin çatısıyla aynı dilden konuşuyor.

Dört yana güneşin nokta nokta sarısı zıplamış ama gökyüzü boğuk görünüyor. İçe dönük bir mavi, silik. Yerle göğün çatışması dans eden ağaçlarla bizim kambur kovboyun arasındaki karşıtlığa nasıl da benziyor. Acaba evini mi gözlüyor? Ama yol yok, nasıl vardı ki bu tarafa… Düş, bir düşteyiz. 

Paul Victor Jules Signac (1863-1935)