Kobani’ye birkaç yüz metre mesafeden, NATO’nun ikinci büyük ordusu, Kürtlerin katliam ile karşı karşıya kaldıkları gelişmeleri tanklarını yığıp seyrederken ve tüm dünya televizyon ekranlarından bu görüntüleri bir aydır hergün verilirken, ABD’nin “Kobani direnişi”ne uzun süre yalpaladıktan sonra destek çıkmasından ötürü de, peşmerge geçişi sırasında “Biji Obama” diye bağıran da aynı insanlar. Bölge halkı. Vatandaşlarımız.
Ne var ki, işleri bu noktaya vardıran, Türkiye’nin adeta tepeden tırnağa “tarihi bir yeniden inşa dönemi”ne girmiş olan Ortadoğu’da sürdürülmesi imkânsız politikalarda ortaya koyduğu yanlış tavır oldu.
Kobani’ye atfen adetâ bir “temenni” çağrışımı yaparcasına “düştü, düşecek” diye konuşan, hatta adını bile öncelikle, Arapların kullandığı haliyle “Ayn el-Arap” olarak telaffuz etmeye özen gösteren bir “Türk-Sünni üst-akıl”ı, “Ortadoğu’nun yeni dinamikleri”ni derinlemesine değerlendireceğine, tam tersine belirgin bir “stratejik yüzeysellik” ile ele alıp, Batılı ittifaklarına da hoyratça yaklaşınca, “ABD-Batı ile Kürt izdivacı”na zemin sundu.