İrfan Aktan dün Zete’deki yazısında “AKP ne IŞİD’in elini bırakmaya niyet ediyor ne de Kürt hareketiyle alenen karşı karşıya gelme cesareti gösterebiliyor. Üstelik AKP kurmayları bunu bir çıkmaz olarak değil diplomasinin kudreti olarak algılıyor veya algılatmaya çalışıyor. Fakat Araf’taki bu pozisyonun sürdürülebilirliği yok. Türkiye cennet ile cehennem arasında tercih yapma konusunda çok az zamana sahip” derken çok doğru bir noktaya parmak basıyor.
Tezkerenin tutarsızlığı, Murat Yetkin’in hazırlanışının perde arkasını gayet güzel anlattığı dünkü Radikal yazısının şu cümlesinde de üstü kapalı biçimde ortaya konuyor: “Mevcut koşullarda yüzde yüz doğru bir karar zaten mümkün değildi; hükümetin hedefi artık olabildiğince az hata yapmak olmalı…”
Bu tezkere hatalıdır; “defolu”dur, çünkü başından itibaren temel bir mantık hatası ile malûldür; zira asıl hedef olması gereken IŞİD ile suret-i kat’iyyede ilgili değildir, “atın önüne arabayı koymaktadır.”
… “Tezkere”nin gerekçesinin ilk maddesinde “ulusal güvenliğimize dönük artan risk ve tehditler”den söz edilmesi ve bu tespitin “Irak’ın kuzey bölgesinde, silahlı PKK terör unsurları varlığını sürdürmektedir” devamı bir raslantı değildir.
Yani, “tezkere”, Suriye’deki “IŞİD tehdidi” ile ilgili değildir. Ve, eğer bu “tezkere” geçer ve TSK, Suriye topraklarına bir gün girerse, asıl amaç, IŞİD ile savaş olmayacaktır. Ne var ki, (ve ne yazık ki) bu “tezkere”, Türkiye için çok daha yıkıcı bir savaşın önünü açıcı niteliktedir.