Canan Tolon, 'Sen Söyle' diyor: Her yorum öznel, hiçbiri yanlış değil

ASLI İZMİRLİ

asliizmirli@diken.com.tr 

Canan Tolon’un ‘Sen Söyle’ (You Tell Me) başlıklı sergisi İstanbul Modern’in Beyoğlu’ndaki geçici mekanında açıldı.

Alidade 1993

‘Sen Söyle’ sanatçının 1980’lerden bugüne ürettiği işlerinden bir seçki. İzleyiciyi bu süreçte sanatçının yaşadığı kırılma anlarına ve bu anlarla gelen dönüşümü görmeye çağırıyor. Tolon, süreci, “Tüm sanat hayatımı bir şeritte görüyor gibiyim eserlere baktığımda, hayal kırıklıklarım dahil” sözleriyle özetliyor.

‘Sen Söyle’, Tolon’un Türkiye’de bir müze çatısı altında sergilenen ilk sergisi. Bu da eserlerin ‘satış gayesi’ gözetmeksizin sanatın ‘bakmak ve düşünmek’ özelliğine hizmet etmesi anlamına geliyor. Eserlerin çoğunun sahibi var. Bu eserler, koleksiyonerlerinden ödünç alınmış.

İstanbul Modern Yönetim Kurulu Başkanı Oya Eczacıbaşı, bu koleksiyonerlere destekleri için teşekkür etmeyi ihmal etmiyor. Eser künyelerinde ise koleksiyonerlerin adları yer alıyor.

Untitled-Polyptych 1998

Sergiyle ilgili dile getirilebilecek pek çok düşünce var. Bunların tamamı son derece öznel. Ancak bu öznellik, bu sefer eserin sanatçısının öznelliğinden farklı. Çünkü Tolon, kendini anlatmak yerine izleyicisiyle aktif bir iletişim kurmayı tercih ediyor ve ona “Sen söyle” diye sesleniyor. Tolon için sanat, düşünce üretmek için bir araç. Düşünceler tamamıyla tartışmaya açık. Aynı ölçüde de doğru. Bu sebeple sergiyi gezerseniz, düşüncelerinizi kendinize saklamamanızı öneririm.

Tolon, geçmişte ürettiği işlerinden edindiği tecrübeden yola çıkarak daha fazla yanlış anlaşılmaya mahal vermemeye karar veriyor. Çünkü 1980’lere kadar ürettiği ‘figüratif’ eserleri, izleyicinin bu insan figürleriyle sanatçıyı bağdaştırmasıyla sonuçlanıyor. Oysa ki Tolon, mikrofonu izleyiciye vererek kenara çekilmeyi kendi varoluşuna daha yakın bulan bir sanatçı. Tam da bu yüzden, ‘Sen Söyle’de gördüklerimiz, en çok sanatın düşünce üretme amacına hizmet ediyor. Öyle ki sanatçı, eserlerini gören kişi sayısı kadar düşüncenin türemesini arzuluyor. Bu sebeple sergiyle ilgili söylenecek her söz öznel ancak hiçbiri yanlış değil. 

Sergideki eserlerin yarattığı atmosferin ardındaki isim, serginin küratörlüğünü üstlenen İstanbul Modern Genel Direktörü Levent Çalıkoğlu. Yaşayan, çimlenmekte olan tohumlardan oluşan eserin etrafına toplanan herkes birbirini görebiliyor. Diğer yandan çoğu eser, yerleştirilme biçimiyle izleyiciye izole ve öznel bir deneyim sunuyor.

İzleyici, üç duvarlı bir odayı andıran ‘Time After Time’ın (2012) olduğu bölüme girdiğinde kendini tamamen farklı bir evrende buluyor. 95 panelin bu üç duvarı oluşturduğu siyah beyaz eser, bir ilüzyonun içindeymiş hissi veriyor. Sergi mekanının büyük duvarlarına yerleştirilen eserler, aynalar ve salonun köşelerine yerleştirilmiş diptik (açılıp kapanabilen iki taraflı tablo) tablolar da benzer deneyimlerin önünü açıyor.

Tolon, çocukken geçirdiği hastalık sebebiyle yatakta uzunca bir süre geçiriyor. Bu sürede kendi evrenlerini yaratıyor. O, kalkamadığı yatağından bir noktaya gözlerini sabitleyip yepyeni ilüzyonlar oluşturabilen ve eklediği düşüncelerle bu görsellere yeniden şekil verebilen yaratıcı, kendine has bir sanatçı.

Time After Time 2012

Sergideki eserlerin kaydadeğer bir kısmı siyah ve beyazın birbirinin içinden serbestçe taştığı soyut düzlemlerden oluşuyor. Neden siyah ve beyaz olduklarına gelirsek… Tabii ki tonlarca yanıt üretmek mümkün. Ancak, Tolon, bunların yanıtlarını vermiyor ki izleyici kendi sorularını sorup kendi yanıtlarını versin. Ancak bana öyle geliyor ki son derece canlı çimleri son derece cansız pasla aynı sergide görmemiz, evrenin diyalektik varoluşuna bir atıf niteliğinde. Siyahla beyazın birlikteliği ise pas ve çimen ilişkisinin bir çeşit türevi.

Tolon, eserleri üretirken sergilerde görmeye pek de alışık olmadığımız çim tohumu, su, kir, pas, kahve telvesi gibi materyaller kullanıyor. Bu materyallerin hepsi sanatçının geçmişten bugüne sanat üretiminin en altında yatan motivasyona hizmet ediyor: doğa, mimarlık ve bu kavramların ilişkilenme biçimi. İkisinin birbirinin üstünde üstünlük kurma çabası, beraber oluşturduğu dinamik, döngü… Tam da burada sanatçının birkaç eserinde kullandığı, doğadaki döngüyü hatırlatan kısa ömürlü çimler biraz daha anlamlanıyor. 

Aslında ben sergiyi izlediğimde gördüğüm yeşermemiş tohumlar büyük olasılıkla siz oraya gittiğinizde yeşermiş olacak. Aynı şekilde benim gördüğüm çimleri siz gittiğinizde öldükleri için aynı şekilde göremeyeceksiniz. Her ayrıntı, doğadaki döngüye işaret ediyor. 

Tolon, kendini “Bazı şeyleri söyleyemediğim için sanat yapıyorum. Sonra onları tekrar dile getirmek anlamsızlaşıyor” diye ifade ettiği için izleyiciye “Sen söyle” diyor. O, sözü izleyiciye veriyor, susuyor ve kenara çekilip dinliyor…

‘Sen Söyle’, 2 Şubat 2020’ye kadar görülebilir.