Bahar gülüşlü Deniz Karacagil’i “Kırmızı fularlı kız” olarak tanıdık. 20 yaşındaydı. Antalya’daki Gezi Parkı protestolarında gözaltına alındı. Sosyalizm propagandası yapmakla suçlandı. Eldeki delil, kırmızı fularıydı. Ağır Ceza’da yargılandı. 98 yıla kadar hapsi istendi.
4 ay tutuklu kaldı. Sonradan öğrendik ki, PKK’li kadınların koğuşundaymış. Konuşup tartışmışlar. Ve Deniz, salıverildiğinde dağa çıkmaya karar vermiş.
Çocukları dağa çıkan aileler isyanda şimdi… Başbakan’a “Onları bize geri getir” diyorlar; haklılar. Güneydoğu’da bir kuşak, o günleri düşleyerek dağa çıktı. Bazısı bir şiirden etkilenmişti, bazısı bir ölümden… Can alıp can verdiler, 30 yıl boyunca… Şimdi onlar dağdan dönsün, dağlara barış gelsin isteniyor. Ancak dağda silahları susturmaya çalışan devlet, o silahı şehirde konuşturuyor bu kez… Poşululara yaptığını, kırmızı fularlılarda tekrarlıyor. Zulmünü yenilere, Batıdakilere de tattırıyor. Orada da kendi düşmanlarını yaratıyor. Hapishaneler, mahkemeler, dağa sevkıyat ofisi gibi çalışıyor. Ve dağa çıkma sırası, Delila’lardan sonra Deniz’lere geliyor. Silvan’dan Gezi Parkı’na uzanan aynı acılar, aynı hatalar, gençlere aynı dağ yollarını döşüyor.
Hiç mi ders almaz bu devletin aklı? Hiç mi bir şey öğrenmez yaşadığından; hiç mi uslanmaz? Şiddetin dilinden başka dil konuşmaz? Silvan’a yaşatılanın sonuçları hiç mi Gezi’ye ders olmaz? Deniz Gezmiş’ten Deniz Karacagil’e kadar geçen 40 senede gençleri anlamayan, “Hürriyet” diyenin canına kıyan o kör inat, hiç mi kırılmaz? .