Ne zaman ekonominin kötülüğünden söz edilse, ne zaman iktidarın yanlış kararları nedeniyle Türkiye’nin felakete gittiğinden laf açılsa hemen şöyle diyorlar;
“İyi de şekerim, ‘Para yok’ diyorlar ama bak her yer dolu, caddeler lüks otomobillerle dolu, lüks mağazalara girmek için kuyrukta bekleniyor.”
(…)
Bunlar toplumun yüzde 5’ini oluşturuyor ama ekonominin yüzde 50’sinden fazlası bunlara ait.
Çok lüks yerlerdeki kalabalığı bu insanlar oluşturuyor, onları aslında günlük hayat içinde fazla görmüyoruz, en lüks araçlarla vınnn diye geçip gidiyorlar, yüksek duvarlı korumalı sitelerdeki malikanelerdeyaşıyorlar.
İkincisi; ortalıkta daha çok gördüğümüz insanlardan “dövizle iş yapanların” işleri tıkırında, onlar da ciddi harcamalarda bulunabiliyor, bunları çıplak gözle görebiliyoruz.
Üçüncüsü; rantiye bir kesim var.
Bunlar ya bir şans eseri ya miras kalması sonunda ciddi bir parayakavuşmuş insanlar, üretimde yoklar, paraları ile para kazanıyorlar.
Örneğin Erdoğan’ın “asrın icadı” olarak sunduğu Kur Korumalı Mevduat sisteminden 500 bin kişi yararlandı.
Bunlara ödenen faiz tam 735 milyar TL.
Ana paraları yine “rantta” olan bu 500 bin kişi aldıkları faizi harcıyorlar, hem de sanki ülkede her şey güllük gülistanlıkmış gibi.
Sonuncu grupta ise esasında pek varlıklı olmayan buna karşı şans eseri bir fırsat yakalayıp şimdi keyfini sürenler var.