Büyük ve sessiz istifalar
B

Dr. FEYZA BAYRAKTAR

@FeyzaBayraktar_

info@feyzabayraktar.com

Sessiz istifa (quiet quitting), özellikle son bir yılda iş dünyasında popülerleşen bir kavram. İşlerin aksamaması için gereken görev ve sorumlulukları yerine getirmek ama daha fazlasını yapmamak.

Herkes işini yapıyor ve işler yürüyorsa, neden içinde ‘istifa’ kelimesi geçen bir kavram ortaya atıldı“, “İstifa bunun neresinde? gibi sorular akla gelebilir. İş hayatının rekabet çarkları üzerinde döndüğü göz önüne alınırsa çalışanların ‘olduğu kadar’ bakış açısını içselleştirmesi, bu çarkların dişlilerini teker teker ya da toplu halde kırabilir. Yıllardır dönen çarklar, daha fazla ve hatta başkası yerine de çalışmaya gönüllü çalışanların tutum ve davranışlarıyla yağlanıp hız kazanırken pandemiyle birlikte alışılagelmiş çalışan tutum ve davranışları da değişti. Bu da farklı kavramları gündeme taşıdı.

En değerli şey zaman

Her ne kadar bazı insanlar, tüm insanlığı farklı şekillerde etkileyen pandemi sürecini evde kalmak sanıyor ve “Önceden de evde zaman geçirirdim, beni çok etkilemedi”  ya da “Ben pandemide hiç evde kalmadım, hep dışarıdaydım. Pandemi beni etkilemedi” gibi yorumlar yapıyorsa da süreç hemen hepimizin hayatına öyle ya da böyle dokundu. 

Pandemi, birçoğumuzun kendi hayatını mercek altına alıp incelemesi açısından da bir fırsat oldu. Kendi kimliğini iş hayatında oynadığı rolle özdeşleştirip tüm enerjisini kariyer basamaklarını oyalanmadan çıkmaya harcayanlar, pandemiyle birlikte harcadığı bu enerjinin anlamlı olup olmadığını sorgulamaya başladı. Aslında hepimiz hayatımız üzerinde ne kadar az kontrolümüz olduğunu ve en beklenmedik olanın dahi olabileceğinin farkına vardık. Dolayısıyla birçoğumuz kariyer yolculuğunda hedefe ulaşma ihtimaline yaptığımız yatırımın, ‘hayal ettiğimiz şekilde kazandırmayacağı’ gerçeğiyle yüzleştik. Belki de hayatımızda ilk kez ‘zaman’ kavramı üzerinde düşünmeye başladık. Dünyadaki en değerli şeyin -kaybedildiğinde yerine bir şey konulamadığı için- zaman olduğunu yeni idrak ettik.

Bugün Aslında Dündü

Pandemi öncesi birçok insan hayatındaki odağının iş olmasıyla ilgili rahatsızlık hissetmiyordu; çünkü yapmak istediği her şey için zihnine sabitlediği ‘Bir gün yaparım’ düşüncesine tutunuyordu. Pandemiyle birlikte o ‘yarın ihtimali’nin hiç akla gelmeyecek şekilde elinden alınabileceğine şahit oldu.

Hepimiz bir gün öleceğimizi bilerek yaşıyoruz. Öte taraftan, yarın ölebileceğimizi düşünmediğimiz için ‘Bugün Aslında Dündü’ filmindeki gibi bir yarın ihtimalinin var olmasıyla yaşıyor ama her sabah üç aşağı beş yukarı aynı güne uyanıyoruz.

Pandemi bize sağlıklı olsak ve iyi bir kariyer veya iyi bir servete sahip olsak bile yapmak istediklerimizi -öngöremediğimiz bazı koşulların ortaya çıkmasıyla- sınırlanıp yapamayacak olmanın olasılığını gösterdi. Gelecek kaygısı hala tahtını korusa da bu kaygıyla baş etmek uğruna ‘Şimdiyi harcamaya değer mi’ diye sorgular olduk.  Bu sebeple de birçok insan iş-özel yaşam dengesini gözden geçirip iş hayatında – deyim yerindeyse- kendini harap etmemeye karar verdi.

Sonuç olarak insanlar iş hayatındaki hedeflerini, çalıştığı işyerinden memnun olup olmadığını, yaptığı işi ve aldığı maaşı enine boyuna sorgulamaya başladı. Yeni iş arayışına girme, çalışma temposunu yavaşlatma ve işten çıkma oranları artmaya başladı. Başlangıç noktası daha eskiye dayansa da 2021’de ‘Great Resignation’ (Büyük Ayrılma-İstifa) yani çalışanların çoğunun işten ayrılması ya da ayrılmak istemesi, iş dünyasının temel meselelerinden biri haline geldi.

Büyük istifanın sebepleri araştırılırken, çalışanların maaşından memnun olmaması, çalışma saatlerini çok fazla bulması, iş yükünden dolayı iş-özel yaşam dengesini kurmakta zorlanması, geleneksel çalışma koşullarındansa uzaktan ve esnek çalışma koşullarını tercih etmesi gibi etkenlerin önemli rol oynadığı bulundu.

Pandemi birçok iş sahasında maddi kayıplara sebep olurken her kriz gibi yeni fırsatların doğmasına da zemin hazırladı. Bu sürecin yarattığı ihtiyaçlar, yeni iş alanlarına ve dolayısıyla yeni şirketlerin kurulmasına ya da bazı şirketlerin daha da güçlenmesine yol açtı. Böylece, çalışanların bir kısmı yeni bir iş bulma kaygısı olmadan istifa etti. Ara vermeden çalışması gereken ve yeni iş bulamayan kişiler de sessiz istifa yoluna gitmeye başladı.

Hayat bir andır, o da bu an(mı)dır?

Tabii ki ‘Hayat bir andır, o da bu andır’ klişesiyle hayatın gerçeklerinden kopup ekonomik kaygılardan bağımsızlaşarak “Ben bu kadar çalışırım, canın isterse” diye şirkete rest çekmek gibi bir durum, özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda -en azından bazılarımız için- pek mümkün değil. İşten kovulmamak için haliyle çalışmak gerek; işi olmayan ve iş arayan birçok insan var. Ayrıca, unutmamalı ki şirketler de sessiz işten çıkartma yöntemine başvurup istifa ettirene kadar çalışanlarının koşullarını farklı şekillerde zorlaştırabilir. Bu sebeple de hala birçok insan yaptığı işin gerektirdiğinden çok daha fazla çalışıyor. Yalnız bu insanların birçoğunun sadece ekonomik kaygılardan dolayı işi bırakamadığını, işyerlerine herhangi bir aidiyet hissetmediğini, kapasitelerinin çok daha altında bir performansla çalıştığını söylersek yanlış olmaz.

Özetle, sessiz istifa kavramının tanımını tam olarak karşılamasa bile kendini yaptığı işe vermeden çalışan yani sessiz istifanın kıyısında yüzen kişi sayısı hayli fazla.

Şirketler ne yapmalı?

Acı yoksa kazanç yok’ mottosuyla yola çıkıp eninde sonunda belirlediği hedeflere ulaşacağına inananların yüksek bir motivasyonla çalıştığı günler geride kalıyor. Çalışanların beklentileri değişti. Tabii ki hala alınan maaş miktarı ve kariyer hedeflerine ulaşma olasılığı bir iş yerinde kalmak adına önemli. Öte taraftan, kendine zaman ayırarak huzurlu yaşamak da –geçmişe kıyasla- önemli hale geldi.

Çalışanların ve işverenlerin beklentilerinin olabildiğince gerçekçi olması ve ihtiyaçlar denkleminde ortak paydada buluşmayı başarabilmesi, üretkenliğin artması ve bu artışın sürekliliği açısından gerekli.  Şirketlerin çalışanlarının değişen ihtiyaçları göz önüne alarak motivasyonunu, iş yerine hissettiği aidiyeti ve genel yaşam kalitesini arttırmaya yönelik daha fazla çalışma yapması, yetiştirdiği ya da  kalifiye olarak nitelendirdiği çalışanlarını kaybetmesini engeller. İşgücü devir oranını da (Turnover rate) azaltır.

Sonuç olarak hepimizin -ister işveren olalım ister çalışan ya da farklı sebeplerden dolayı çalışmayan- hayattan beklentisi, mümkünse kendimizi gerçekleştirebileceğimiz daha huzurlu ve mutlu bir yaşam. Daha gerçekçi bir şekilde özetleyecek olursak; Cemal Süreya’nın dediği gibi, “Uçmak için kuş olmak gerekmiyor. Küçük sevinçler olsun yeter.”