Sürekli söz ettiğim kaldırımda yürürken yine park etmiş bir arabayla karşılaştım. Yoldan hızla arabalar geçiyordu ama başka bir yol olmadığı için kenardan yola indim park eden arabanın yanından geçip tekrar kaldırıma yöneldim.
O arada arabadan bir kadın indi. Bastonu tutan elimi tutarak zaten bildiğim ve ilerlediğim yolu bana tarif etti. Aracın kendisine mi ait olduğunu sorduğumda “Evet” dedi. “Niye buraya çekiyorsunuz engel oluyorsunuz?” dedim. “Size yardım ettim ama” dedi.
Elime bavul kulpu bana da dolayısıyla bavul muamelesi yaparak ‘yardımcı olan’ arkadaşın idrak etmeyeceğini bile bile “Siz kaldırımı işgal etmeseydiniz yardım etmenize gerek kalmazdı” dedim. Yanıt olarak “Karşı kaldırımdan yürüyebilirdiniz” dedi. Bende “İnsan bunu söylemeye utanır” dedim ve birbirimize ağzımıza geleni sayarak ayrıldık oradan.
Düşünün ‘çok duyarlı bir insan’. Toplumun çoğu kesimi gibi. O kadar duyarlı ki önce benim önüme engel koyacak, sonra bana yardım edip egosunu rahatlatacak. Bu olay tekil bir olay değil. Toplumun büyük bir kısmı böyle.
‘Çok duyarlı’ ama çocuğunun sınıfında engelli istemez. Evini bir engelliye kiraya vermez. Yani ‘gönlünden ne koparsa’ onu verir engellilerle ilişkilenirken. Sorun tam da burada. Kimse kimsenin gönlünden kopana muhtaç değil. Toplumsal ilişkilerde herkes eşit olmak zorunda. Bunun başka bir yolu yok.