Bit pazarına nur yağdı. Bu memlekette sadece ölen ‘ela gözlü’ olmuyor, yaşayan da, kıymeti tartılmaksızın, ‘mürürü zaman’la ‘bilge’ kesiliyor.
Az televizyon izlediğim için tesadüf mü bilemiyorum ama, sanki bügünlerde eskiye rağbet arttı. Ekranlarda eski politikacı geçidi var gibi.
Bunların bir kısmı Türkiye’nin mevcut halinden pek şikayetçi; sanki gelinen noktada kendi yetersizliklerinin payı yokmuş gibi asıp kesiyor. Ama birçoğu da mevcut halden pek memnun; derin bir kış uykusundan bahara uyanmış gibi olan bitene kılıf uydurma işine girişmişler. Sanki mevcut iktidarı yeni keşfetmişler, pek memnun kalmışlar, cumhurbaşkanlığı seçimini falan yorumluyorlar.
Adam yokluğundan mı?
AKP’ye destek vermekten caymış liberallerden ve son olarak da cemaat ayrışmasından boş kalan yerler sanki eski sağcı kadrolardan tamamlanıyor.
Yoksa sebep eski tabirle ‘kahtı rical’, yani adam yokluğu mu? Veya ‘AKP’yi artık kimse durduramaz, Erdogan da zaten cumhurbaşkanı olacak, biz de bir ucundan tutalım’ telakkisiyle mi, ‘Doğa boşluk kaldırmaz’ ilkesi işlediği için mi ortalara döküldüler bilemiyorum.
Aslında, çoğu ikbal peşinde olmakla suçlanamayacak kadar devirleri geçmiş, yaşlı başlı adamlar, ama kim bilir? Belki, hiç olmazsa yeniden görüşlerine önem veriliyor diye avunuyorlardır.
Saç ağardı diye bilge olunmaz
Yanlış anlaşılmasın, asla insanın yaşlanınca değerini yitirdiğini düşünmem; tam aksine yaşlanmak demlenmek imkanı verir bazılarına. O demlenmeden süzülen bilgelik çok ama çok ufuk açıcı olabilir . Ama böylesi herkese nasip değil. Daha doğrusu, değersiz olan, yaşlandığında kendiliğinden değer kazanmaz, saçı ağardı diye bilge olmaz.
Siyasette ordan buraya savrulan, ülkeyi ilkesiz, temelsiz, hukukusuz, özgürlük yoksunu, asker vesayetinde politika gölgesine mahkum eden siyasetsizlik ve basiretsizliğin müsebbibleri, hiçbir muhasebeye girişmeksizin sırf üzerinden zaman geçti diye, bize ufkumuzu açacak ne söyleyebilir? En kötüsü, bu ülkenin talihsiz birikimi bu mu, bundan mı ibaret?
Sol üzerinde yeterince tepinildi
Böylesi eski zaman simalarını karşımızda görmenin tek iyi tarafı, bizi iyi bir geçmiş muhasebesi yapmaya kışkırtmak olmalı. Özellikle de, ‘sağ’/‘merkez sağ’ siyasetin yeniden bir muhasebesini yapmalı ki bugünlere nasıl geldik daha iyi anlayabilelim.
‘Sol/merkez sol siyaset muhasebesini neden yapmayalım?’ sorusunun cevabı basit. Yapalım, yapalım da, zaten sol üzerinde yeterince tepinilmedi mi? Merkez sol dediğimiz CHP, zaten her kötülüğün anası ilan edilmedi mi? Onun ötesinde, siyasi tarihimizdeki tüm olumsuzluklar Kemalizm eleştirisi etrafında yorumlanmadı mı?
Ne kadar gururlansalar az
O yüzden diyorum ki bir de öbür tarafa bakalım… Ne de olsa mevcut iktidar sağ siyaset geleneğinin mirasçısı olmakla övünüyor, ağzından Menderes, sonra Özal devrini düşürmüyor.
Aslında, ne kadar gururlansalar az, çünkü gerçekten o mirasın son temsilcileri AKP’liler. Ekranlarda son zamanlarda zuhur eden eski isimlerin bir kısmı böyle düşünmüyor; üzerinden zaman geçti ya, sanki o siyaset çizgisi durduk yerde çöktü, oluşan boşluğa AKP gökten düştü. Diğer bazıları, o fikirde değil; onlara göre Demokrat Parti devriminin gecikmiş neticesi yeni Türkiye’yi sevinçle kutsuyor.
Bir değil, iki ‘otoriter siyaset çizgisi’
Oysa, Türkiye’de siyasetin geldiği noktayı anlamak için, bir değil, iki ‘otoriter siyaset çizgisi’nin muhasebesini yapmak gerek. Birisi ‘Kemalist otoriter modernleşme’ çizgisi ise, diğeri de ‘muhafazakar otoriter modernleşme’ çizgisi. Başımıza ne geldiyse, bu iki siyaset çizgisinin dövüşerek birbirini tamamlamasından geldi. Her iki çizgi de kendini bu vahim didişme üzerinden meşrulaştırdı. Oysa, ne Milli Mücadele Kemalizm’in otoriterliğini meşrulaştırır, ne de Menderes’in utanç verici bir darbeyle darağacına gitmesi, onu demokrasi kahramanı yapmaya yeter.
Ama gelin, o kadar uzağa gitmeyelim….
Bizim yaştakiler, sağ siyasetin ve bugünkü iktidarın ‘demokrasi kahramanı’ ilan ettiği Özal’ın ve onun ANAP’ının ne kadar ‘demokrat’ olduğunu gayet iyi hatırlar. Bizden genç olanlar da kaleme sarılmadan bir zahmet açıp okusunlar!
O demoksrasi idiyse bu da ileri demokrasi!
Özal, iktidarda olduğu müddetçe 12 Eylül güzellemesi yapan, 1989’da yasaklı siyasetçilerin yasağı devam etsin diye meydanlara dökülen bir siyasetçiydi; iktidarı sarsılmasın diye ‘Aman’ diyordu, ‘yasaklar kalkarsa eski günlere döneriz’! Laubaliliği sivillik, eşofmanla dolaşmayı demokratlık, şortla askeri kıta denetlemeyi anti-militarizm sayarsanız, 12 Eylül düzeninin sivil kılıkta devamını sorun etmezseniz, size demokrat çok! O demokrasi anlayışının devamı da olsa olsa bugünkü ‘ileri demokrasi’ olur.
Aslında 90’ların DYP’sinden hiç söz etmemek lazım. O, bir karanlık devirdi. Ama durun bir dakika; mevcut iktidar mensupları o zihniyetle birlikte iktidar olmayı pekala içine sindirmişti. Utanç verici 28 Şubat, geçmişin muhasebesine izin vermeyecek şekilde siyasetin üzerine çullandı, ama bu, ‘O muhasebeyi hiç yapmamak lazım’ demek değil.
‘Gömlek değiştirmek’le olmaz
Dahası, 28 Şubat’ta kimse, demokrasi, hak, adalet adına dik durmayı aklına getirmedi, ‘gömlek değiştirmek’ daha kolay geldi. Hakkımıza, özgürlüğümüze her saldırıda çareyi gömlek atmakta gören bir anlayıştan nasıl demokrasi çıkar diye düşünmek lazımdı!
Tüm bunlar olurken, diğerlerinin tek derdi, başörtülü kızı okula sokmamak, Meclis’ten kovmak, parti kapatmaktı. Yaygın tabirle laikler, sağ siyaset geleneğinin demokrasi fukaralığından hiç şikayetçi olmadılar, neredeyse tüm dertleri Türkiye’nin Avrupai görüntüsüne halel gelmesiydi.
Zaten yarış demokrasi ve özgürlükler uğruna olsa, iki tarafın da dibi karaydı. Bu yüzden o yarışa girmek isteyen pek az oldu. Her iki taraftan da, derdi bunlar olan pek az sayıdaki insan arada kaynayıp gitti.
Güya tecrübe konuşturuyorlar
Şimdi çıkmışlar, hazır kendilerini bilge zannedenler bulmuşken, güya tecrübe konuşturuyorlar. Tecrübeniz neydi, kime ne faydası oldu, neyin önünü açtı, neyin önünü kapadı da size kulak verelim?
İlla konuşmak istiyorsanız, kendinizi ve kimseyi kayırmadan, ciddi bir geçmiş muhasebesi yapın belki bugünü anlamakta gençlere faydası olur.
