Bu seçim gerçekten de 'son çıkış'sa…
B

İHSAN DAĞI

@ihsandagi

Seçimlere birkaç ay kaldı. Muhalefet, iç tartışmalarını bitirmeden seçimi kazanamaz. Buna siyaset dışı muhalif çevreler de dahil. Artık herkes hesaplaşmasını, tartışmasını seçim sonrasına bırakmak zorunda. Okur yazar çevrelerin siyaset sınıfına yönelttiği ‘seçimi kazanmaya odaklanın’ uyarısı kendileri için de geçerli.

Bırakınız özgürlükçü bir hukuk düzeni inşasını, böyle bir ‘umudun’ bile yeniden yeşermesi için seçimlerle bir değişimin başlaması gerek. Bunun için de herkes herkese muhtaç. Kimsenin muhalefetteki bir başkasına ‘neden buradasın?’ deme hakkı da yok, haddi de.

Seçim sürecinde muhalefette kalan hiçbir parti, hiçbir aktör ‘vazgeçilebilir’ değil. Bu, ya birlikte kazanılacak ya da birlikte kaybedilecek bir yarış. Teker teker bizler için, toplum için, ülke için ‘varoluşsal’ bir krizin eşiğindeyiz. ‘O varsa ben yokum, şu gelirse ne değişecek, bu olmazsa olmaz’ deme lüksü yok kimsenin. Mümkün olan en geniş demokratik koalisyon kurulmak, kurulduktan sonra da ‘ama’sız desteklenmek zorunda. Bu seçim, demokratik bir hukuk düzeninin minimumları üzerinde anlaşabilenlerle, ‘maksimum otoriterlik’ arasında.

Dolayısıyla, muhalefet partileri de daha geniş muhalif kesimler de taleplerinde ve beklentilerinde ‘maksimalist’ olma lüksüne sahip değiller. Minimumda anlaşmak zorundalar. Öncelikli misyon, seçimi kazanmak, böylece otoriterliğin kalıcılaşmasını ve daha da ceberutlaşmasını önlemek. 20 yıllık derin bir iktidarı, kök salmaya başlayan otoriter bir rejimi seçimlerde yenen bir toplumsal dalga, demokratik yeniden inşanın önünü açar. Böyle bir değişim dalgasının sonucu iktidara gelen her kim olursa olsun otoriterlik heveslerine kolay kolay kapılamaz. Kapılırsa da kendini iktidara taşıyan dalganın altında bulur.

Muhalefetin öncelikli hedefi işte o değişim dalgasını yaratmak, değişimin toplumsal ve siyasal koalisyonunu inşa etmek. Bunun yolu da kimseyi dışlamamaktan geçiyor; ne bir toplumsal kesimi, ne bir siyasi partiyi.

Herkes herkese muhtaç. CHP’nin sürükleyici gücü olmadan muhalefet toparlayıcı bir merkez, iktidara alternatif bir blok olabilir mi? Her koşulda yüzde 25 civarında oy alan bir CHP, muhalefetin üzerine inşa edildiği ana zemin. Örgütü, gönüllüleri, medya uzantıları ve siyaset tecrübesiyle CHP siyasette büyük bir çekim merkezi, güç odağı. Dahası, CHP’yi bir kimlik ve ideoloji partisi olmaktan çıkaran, geniş toplumsal kesimlere açmaya çalışan bir Kılıçdaroğlu faktörü var. Bir yandan partiyi dönüştürürken öte yandan farklı kesimlerle konuşabilen, ittifaklar kurabilen Kılıçdaroğlu CHP’yi bir ‘kitle partisi’ haline getirdi. Aslında bu, AKP sonrası ‘merkezin, makulün ve normalin’ siyasetini mümkün kılan bir değişimin öncüsü.

Peki, bugün İYİ Parti olmasa iktidarı seçimde yenebilecek alternatif bir bloktan söz edebilecek miydik? Hayır. Akşener, bütün baskılara ve tehditlere rağmen İYİ Parti’yi kurdu. Bu cesur ve kararlı girişimin hakkını vermek gerek. Dahası, Akşener bir tabela partisi kurmadı. Anadolu’da gezmediği yer, dokunmadığı kesim kalmadı. Halka inerek siyaset yapma geleneğini yeniden canlandırarak, değişimin bütün ülkede rüzgarını estirdi. Ayrıca, kadrosu ve siyasal pozisyonu itibariyle de partiyi ısrarla merkezde, merkez sağda konumlandırmaya çalıştı. Büyük ölçüde MHP’den gelenlerle partiyi kurmuş da olsa dar bir ideoloji partisi olmayı tercih etmedi, MHP ile milliyetçilik yarıştırmaya kalkışmadı, ‘merkez’e yürüdü. CHP’nin dönüşümüne paralel olarak İYİ Parti’nin de ‘merkez partisi’ olma iddiası seçimden sonra Türkiye’de demokrasinin, merkezin ve normalin inşası için azımsanmayacak bir fırsat.

Peki, amaç seçimi kazanmak ve ülkeyi normalleştirmekse DP, SP, DEVA ve GP vazgeçilebilir ortaklar mı muhalefet için?

Değiller elbette. DP, köklü bir geleneğin partisi. Tabanını kaybetmiş olabilir, ama DP mirasına AKP’nin el koymasını önleyecek söylemsel ve tarihsel sembolik bir değeri var. Bizatihi varlığı, AKP’nin, DP çizgisinde ‘geleneksel merkez sağ’ bir parti olmadığını, aksine marjinal, radikal ve İslamcı bir tek adam partisi olduğunu anlatıyor. Ayrıca, lideri Gültekin Uysal muhalefetin geleceğe dönük ‘genç’ yüzünü temsil ediyor.

Saadet Partisi ve lideri Karamollaoğlu geçmişte Kılıçdaroğlu ve Akşener’le gayet uyumlu çalışmış siyasal aktörler. Muhalefetin büyük kitlesinin görüşleriyle örtüşmeyen bir gelenekten geliyor, fikirler taşıyorlar, işte tam da bu nedenle muhalefet blokunda olmaları anlamlı. Muhalefetin farklı görüş, kimlik ve programı benimseyen insanların asgari demokratik bir zeminde barışçıl işbirliği modeli olduğunun somut bir göstergesi.

Peki, DEVA vazgeçilebilir mi? Hayır. DEVA kendini geleceğe hazırlayanların, AKP’nin ‘kurucu felsefesi’ni arayanların partisi. Seçim kazanıldığında, hazırladığı programlar, projeler ve önerilerle Türkiye’nin yeniden inşasına çok önemli katkıları olacağı kuşkusuz. Dahası, Babacan’a özellikle seçimi kazandıktan sonra muhalefetin ihtiyacı olacak. Seçimden sonra ağır bir ekonomik enkaz devralacak olan muhalefet, Babacan’ın tecrübesine, uluslararası piyasalara vereceği güven ve istikrar duygusuna ihtiyaç duyacak. Elbette muhalefetin tüm partilerinde çok değerli ekonomistler var. Her durumda ve ekonominin başında kim olursa olsun, Babacan’ın içerde ve dışarda ‘piyasalar’a vereceği güvene muhalefetin ihtiyacı olacak.

Gelecek Parti’si de muhalefet için önemli. GP’nin kadroları ve hazırlıkları da yadsınamaz değerde. Davutoğlu, AKP’nin genel başkanlığını ve başbakanlığını yapmış bir isim. İktidarın hala içinde yer alan, devlet kadrolarında önemli pozisyonlarda çok sayıda ‘öğrencisi’ var. İktidara yürürken ve iktidar olduğunda böyle bir profilin devlet içinde 6’lı Masa’ya karşı ortaya çıkabilecek dirençleri kırmada önemi bir işlevi olacak.

Bütün bunların ötesinde SP, DEVA ve GP’nin muhalefet için asıl ‘işlev’i seçimi kazandıktan sonra ortaya çıkacak. Öyle anlaşılıyor ki, AKP seçimi kaybetse bile yüzde 30 civarında oy alabilecek. Bu, AKP’yi iktidardan düşürür ama iktidar alternatifi yapmaya da devam eder. AKP’yi seçimden sonra ‘çözecek’ olan, yeni dönemde iktidara ortak olan SP, DEVA ve GP. İktidarda kendilerine yakın siyasi partiler, temasa geçebilecekleri siyasiler gören bir kısım AKP yanlıları, seçimden sonra bu partilere akabilirler. Dolayısıyla, bu partilerin sadece bugünkü ve sandıktaki oy oranlarına bakmak tek başına yeterli değil. Dahası, AKP tabanına yakın bu partilerin varlığı iktidar partisinin seçimleri ‘dindarlar-laikler’ kutuplaştırma parantezine almasını zorlaştırıyor.

Peki, HDP vazgeçilebilir mi? Değil elbette. HDP desteği olmadan 6’lı masadaki partiler mükemmel bir işbirliği ve seçim kampanyası yürütseler bile, cumhurbaşkanlığı seçimini kazanamazlar. Kapatma davasına karşı HDP ile dayanışmak, seçim stratejisini ve adaylık meselesini HDP ile görüşmek ‘kazanmak’ için ‘şart’ hamleler.

Diyalog ve işbirliği cumhurbaşkanlığı seçiminde bu sınırları da aşmalı, muhalefetin bütün partilerini kapsamalı. Kimseyi dışlamayan bir stratejiyle Millet İttifakı’nın gerçekten milleti temsili sağlandıkça sandıkta başarı da kolaylaşacak. Ayrıca, muhalefet elindeki tüm siyasal sermayeyi bu seçimde sahaya sürmek zorunda. Buna -aday olarak veya değil- Demirtaş, İmamoğlu ve Yavaş da dahil. Ancak böyle bir ‘topyekun siyaset’ stratejisiyle muhalefet seçimleri kazanabilir.

Genel olarak muhalefetin ve özelde 6’lı masa bileşenlerinin geçmişte ve şimdi yaptıkları hataları, yanlışları, eksikleri yok mu? Elbette var, hatta saymakla bitmez. Sorun şu ki, artık muhalefet unsurlarının hatalarını ve yanlışlarını konuşma zaman değil. Herkesin herkese destek verip, herkesin herkesi hatasıyla, sevabıyla ‘yoldaş’ bilip, yola koyulma zamanı. Farklılıklarımızı, görüş ayrılıklarımızı, varsa hesaplaşmalarımızı seçimden sonra görelim.