IŞIN ELİÇİN
@IsinElicin
New York Times’ın (NYT) internet sitesinde yukarıdaki başlığı görünce derhal tıkladım. Benim de soru(nu)m boyun bölgesi zira. Bu yazıda hem NYT’nin danıştığı uzmanların görüşlerine hem de bizzat danıştığım plastik rekonstrüktif ve estetik cerrahi uzmanı, emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Sarper Yılmaz’ınkilere yer vererek öğrendiklerimi sizlerle de paylaşıyorum.

Yaşlanmadan yaş almak imkânsız. En azından şimdilik. Yaşlanmak DNA’mıza kazılı. Bilim insanları ilaç ve diğer terapi yöntemleriyle yaşlanmayı moleküler düzeyde durdurmanın yollarını araştırmaya devam ediyor. Bu arada bizlere de sağlıklı (ve uzun) yaşamak için dengeli beslenmeyi, egzersiz yapmayı ve güçlü sosyal ilişkilere sahip olmayı salık veriyorlar.
Yaşlanmanın hızı ve biçimi büyük ölçüde genetik kodlarımıza göre değişiyor ve etkileri en çok, en önce ciltte belli oluyor. Bu etkileri gizlemek, geciktirmek ve nihayetinde ‘genç’ görünmek içinse sürekli gelişen cerrahi yöntemler ve devasa bir kozmetik endüstrisi var.
Kas meselesi
California Üniversitesi’nde dermotoloji profesörü Theodora Mauro, kötü duruş (örn. bilgisayar başında sürekli baş öne eğilmiş halde oturmak boyundaki yatay çizgileri derinleştiriyor), güneşe aşırı maruz kalmak ve boyun kaslarının zayıflaması nedeniyle boyun bölgesindeki derinin vücudun diğer bölgelerindekine oranla daha hızlı yaşlanma eğiliminde olduğunu söylüyor.
Kas meselesi önemli. Son yıllarda yayımlanan çalışmaların yüz yaşlanmasıyla boyun yaşlanmasının birbirinden farklı dinamiklere sahip olduğunu gösterdiğini belirten Prof. Dr. Sarper Yılmaz, 2022’de yapılan bir araştırmayı örnek verdi. Buna göre, boyundaki en bariz yaşlanma belirtisi saydığımız sarkmanın esas nedeni, bu bölgedeki cildin diğer bölgelere göre daha hızlı bozulması (yaşlanması) değil. Sebep boyundaki kas platizma.
“Sözkonusu araştırma, boyunda gözlenen gevşekliğin nedeninin büyük ölçüde cilt ve cilt-altı dokuların hemen altında bulunan platizma kasının zaman içinde gevşemesi ve derinin de buna ayak uydurmasıyla ilgili olduğunu ortaya koydu” diyor Prof. Yılmaz ve ekliyor:
“Bu nedenle boyun yaşlanmasının düzeltilmesinde uygulanacak girişim büyük ölçüde platizma kasına yöneliktir. Çene ucu altından yapılan 4-5 cm’lik bir kesi ile bu kas cerrahi yöntemlerle daha gergin bir hale getirilir. Bu ameliyat sırasında yüz germe ameliyatlarının aksine genellikle herhangi bir cilt çıkarılması yapılmaz, zira sorun kastadır, kasın durumu düzelince cildin görünümü de şaşırtıcı bir şekilde değişir. Boyun yaşlanmasında platizma kasının gevşemesinin yol açtığı sorunlardan bir diğeri de yıllar içinde ortaya çıkan dikey bantlardır. Platizma kasına uygulanacak cerrahi tedavi bunların da büyük ölçüde düzelmesini sağlayacaktır.”
NYT’ye konuşan dermatoloji profesörü Dr. Oma Agbai ise cildi sıkılaştırmaya yarayan iki proteinin, kollajen ve elastin’in bulunduğu dermis tabakasının boyunda daha ince olduğunu anlatmış: “Kolajen cildin sıkılığını korumaya, elastin ise gerildikten sonra orijinal şekline geri dönmesine yardımcı olur. Bu proteinleri içeren dermis, yüz ve üst kollar gibi vücudun diğer bölgelerine kıyasla boyunda daha ince olma eğilimindedir.” Önerisi cildi sıkılaştırmak için düzenli kullanımla kollajen üretimini uyarmaya yardımcı olabilecek retinoid içeren bir losyon veya serum kullanmak.
Boyunda yaşlanmayı hızlandıran platizmadaki gevşeme dışındaki faktörlere Prof. Yılmaz da dikkat çekti: “Bunlardan en önemlisi gerek platizma kasının üzerinde gerekse platizma kasının altında bulunan yağ dokularıdır. Aslında boyunda kozmetik deformitelere yol açsa da bunlar tam olarak boyun yaşlanması sayılmaz. (Bu ifade yalnızca yatay -horizontal- çizgiler için geçerli, yanlış anlaşılmalara neden olmasın) Gençlerde, hatta çocuklarda görülen ve yaşlanmayla daha belirgin hale gelen bu çizgilerdir. Boyun germe ameliyatı sırasında bu yağ dokularının uygun miktarda çıkarılması sıklıkla gerekir. Bu işlem genellikle liposuction ile yapılmaktadır ve platizma kasına yönelik yapılan cerrahi girişimle bir arada yapılabilir.”
Botoks ve dolgu
Prof. Yılmaz, boyunda doğrudan yaşlanmaya bağlı olmayan yatay çizgiler içinse (genç yaşlarda ortaya çıkan bu yatay çizgilerin platizma kasının fazla çalışmasına bağlı olduğu düşünülmekte) ameliyat dışı yöntemlerden de bahsetti: “Bu çizgilerin botulismus toksini (botoks, dysport) ve dolgularla tedavisi mümkün. Ama yaşlılıkla birlikte kasın aktivitesinin azalması ne yazık ki yıllardır yerleşmiş bu çizgilerin azalmasına değil, tam tersine daha da belirginleşmesine yol açar. Böyle durumlarda boyun yaşlanmasının standart tedavilerine ek olarak bu yatay çizgilere yönelik farklı stratejilerin uygulanması gerekir.”
Botoks ve dolgu, daha genç bir görünüm için NYT’ın görüş aldığı Dr. Katie Given tarafından da öneriliyor. Given ayrıca, lazer tedavileri ya da mikroiğneli fraksiyonel radyofrekans (Liftron) gibi daha yoğun tedavilerin ciltte renk değişikliği, sarkma ve ince çizgiler gibi sorunlara çare olabileceğini belirtiyor. Ancak bunların pahalı ve kozmetik (tıbbi açıdan gerekli olmayan) tedaviler olduğunu ve alınan sonuçları korumak için tekrarlanması gerektiğini de (Botoks örneğin, dört ila altı ayda bir yenileme istiyor) hatırlatıyor.
En büyük düşmanlar
Uzmanlar genel olarak cildin en büyük düşmanlarını ‘güneş’, ve ‘sigara dumanı‘ olarak sıralıyor ve cildi güneşten korumanın, sigara içmemenin ve bol su içmenin (genel sağlığa da yarar) cilt bakımı için uygulanan krem, losyon vs. gibi tüm diğer tedavilerden çok daha önemli olduğunun altını çiziyorlar.

Ya da Brigette Bardot (88) ve Robert Redford (86) gibi bir yerde artık pes edip yaşlanmayla barışmak mı lazım acaba?
