

BEHZAT ŞAHİN
Şahidim, yıllarca önünden geçtim, orası bir marangoz atölyesiydi. Bembeyaz badanalı evlerin arasındaki sıvasız tuğlaların çiğliği rahatsız edici bile gelirdi bana. Emin değilim, belleğimdeki iz sanki öyle gibi. Ama bir meyhane olarak…
Tamam. Darasını alalım. Meyhane denince doğrudan yandaşım. Yardım ve yataklık yaparım. Pişmanlıktan da yararlanmam.
Çok da bir şey yapılmamış. Kapı-pencere elden geçirilmiş, tuvalet eklenmiş ya da iyileştirilmiş (Hem kadın hem erkek için, gayet de temizler), talaşın bütün dokusuna işlediği duvarların mutfak tarafı seramiklerle hijyene uygun standartlara çekilmiş. Hızar bıçağı bileyleme kısmı neredeyse aynı bırakılmış. Al sana şahane bir meyhane!

Kalıbımı basarım, burası marangozhane iken de, öğleden sonra çay bardaklarından kadehlere rakılar usul usul doldurulur, demlenmeye başlanırdı. Nereden mi biliyorum? Burası Bodrum.
İşte o marangozhane, ‘Marangozhane’ adıyla 2020’den beri Bodrum’un turistik olmayan, sevdiğim meyhanelerinden biri.
Yıllardır bir ayağım hep Bodrum’da. Daha önce bahsetmiştim, belki hatırlarsınız, yelkenciyim. Yıllardır bir yarış ekibinin parçasıyım. Son 6-7 yıldır da Bodrum’un geleneksel teknesi olan bir tirhandil ile yarışıyorum.

Bizim kayığın adı Hızır. 12 metre. Teknenin sahibi Mustafa (Özkeskin) teknenin ustası aynı zamanda. Hızır’ı suya attığımızın ertesi günü katıldığımız 31. Bodrum Cup’ı kazandık. Sonraki yıl pandemi arası verildi, ondan sonraki iki yılda da kupayı biz kaldırdık. Üç yıl üst üste aldığımız için de regatta bayrağı ömür boyu taşımaya hak kazandık. Geçen yıl kupayı Gara Poşet’e kaptırdık ama.

Bu yıl Bodrum Cup’ın 36’ncısı yapılıyor. Birkaç gün öncesinden antrenmanlara başladık, antrenman bitince hemen rakıya oturduk. Pek severiz meyhane muhabbetini. İşte uğradığımız meyhanelerden biri de Marangozhane.

Burası Umurça Mahallesi Üçkuyular Caddesi’nde. Hava uygunsa akşama doğru yolun iki tarafına atılan masalarda ağırlar müşterilerini. Sükunet arayan Bodrumlular’ın ya da benim gibi fahri Bodrumlular’ın uğrak yeri.

Yer ayırtıp da gittik, ne olur ne olmaz. Erol (Gülcemal) ile gittiğimizde skipper’ımız (kaptan) Aytuğ (Ürer) masaya oturmuştu bile. Aytuğ çocukluğundan beri denizci. Mühendis zekâsıyla, işin teorisini de en iyi bilenlerden. Bodrum İçmeler’deki atölyesinde ürettiği yelken direkleri Velenamast markasıyla dünyayı dolaşıyor. Yurt dışından sırf Aytuğ armalarını kontrol edip bakımını yapsın diye gelen tekneler var. Biz antrenmandayken Satori, bakım için gelmiş, demir atıyordu. Satori, İtalyanlar’a ait, lüks yat turu yapan muhteşem bir yelkenli. Aytuğ ile gezmiş, mutfak donanımına hayran kalmıştım. Sonradan öğrendim nedenini, meğer gezilerinde Michelin yıldızlı şefler yemek yapıyormuş.
Neyse, biz meyhanemize dönelim.

Diğer masalarda aşina yüzler var, kimi yarışlardan kimi tanışıklıktan. Meyhanenin ortasından yol geçiyor, masamız yolun karşı tarafında. Mustafa’yı beklemedik, 70’liği söyledik. Meze seçimini bana bıraktılar. Dolapta 12-13 çeşit meze var. Fava, köpoğlu, enginar salatası, domates marin, bamya turşusu, pancar ile başlayalım, pek sevdiğimiz ara sıcaklara da yer kalsın. Bamya turşusunu bildikleri bir yerden alıyorlar, diğerleri mutfaktan çıkma. Mutfağın başında Nuri (Doğruer) Usta var. Mezeler taze ve özenli. Ömer (Koca, 37), babası Ali Bey’in 1979’da kurduğu atölyeyi, o kendini emekliye ayırınca meyhaneye çevirmiş. Başladığı günden beri de standardını hiç bozmadan hizmet veriyor. İyi malzemeden kaçınmıyor.

Mustafa geldiğinde ara sıcaklara geçmiş, ciğer yiyorduk.

Bütün masalarla selamlaştı önce. Pek sevilir, pek de ünlüdür kendisi. Her ne yaparsa en iyisi olmak gibi bir hasleti vardır. Eskinin motokros şampiyonlarından. Büyük oğlu Hızır (12) da şimdi onun izinde. Mustafa, tirhandil yapımına gönül verince onun da en iyi ustası oldu. Bugüne kadar yapılmış en büyük (20,5 metre) tirhandillerden biri de onun elinden çıktı.
Erol’un asıl mesleği ise sigorta eksperliği. Aynı zamanda yelken hakemi. O da eski denizcilerden. Anlayacağınız masanın muhabbeti pek âlâ.

Ciğerden sonra kokoreç söyledik. Sonra bir kokoreç daha. İzmir’deki Asım Usta’dan alıyorlar. Pek de güzel ızgara etmişler.
Yarın yarışın ilk günü ama biz yine geceyi yarıladık. Güya biraz daha erken kalkacaktık.

Hesabımız 4 bin 500 lira. Fiyatlar da şöyle: Bira 220, 35’lik 1100, mezeler 220, ızgara enginar 200, peynir tabağı 220, ciğer 450, kokoreç 420, paçanga 160, köfte 400, pirzola adet 250, kuzu şiş adet 200, yağlı kara adet 160 lira.
Marangozhane pazar günleri kapalı. Ramazanda da kapatıp hep birlikte tatil yapıyorlar.

Yarış mı? O şöyle oldu, ilk gün koca guletlerin de yarıştığı Bodrum Cup’ın özneleri bütün ahşap tekneler, hep birlikte start aldık. Startımız iyiydi, filonun epey önünde yürüdük. Ada boğazına gelmeden hava kaldı, tüm filo bize yetişti. Biz elimizden geleni yapıp ada boğazını geçerek havayı bulup yürüdük. En yakın rakibimize yarım saat kadar fark atıp finiş aldık. Ertesi sabah da hakkaniyetsiz ve yanlış bulduğumuz reyting sistemini protesto ederek starttan önce yarıştan çekildik. Bize destek veren en büyük rakibimiz Gara Poşet ve Derya Kaptan tirhandilleri de çekildi. Akvaryuma gidip yan yana bağlanarak Gara Poşet’te muhabbetle viskilerimizi yudumlamaya başladık, akşam da rakıyla devam ettik.
Bizden bu kadar.