Bir iyileşme danışmanının hikayesi: Önce kendini kurtardı

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Mert Kamçı, 11 yaşında madde bağımlısı oldu. Tiner, bali, gazla başlayan 14 yıllık süreç, marihuana, ekstazi, taş, layn, kokain, asit, LSD, eroin, metamfetaminle devam etti. Nihayet tedavi olmaya karar verdiğinde 24 yaşındaydı. Birkaç denemeden sonra  ‘temizlenen’ Kamçı, artık bağımlılık tedavisi görenlere profesyonel iyileşme danışmanlığı yapıyor.

Fotoğraf: Diken

Şimdi 31 yaşında olan Kamçı, İstanbul’daki beş iyileşme danışmanından biri. Türkiye’deki toplam sayıları, iki elin parmağı kadar. Her biri eski bağımlı. Tedavide psikiyatrist ve psikologlarla birlikte ekibin bir parçası. Uzmanların gerekli görmesi halinde destek veriyorlar.

Diğerleri gibi Kamçı da bağımlıyken yaşadıkları, tanıklıkları, tedavisi boyunca öğrendiklerinden yararlanarak kurtulmak isteyenlere deneyimleriyle yardımcı oluyor.

Moodist Psikiyatri ve Nöroloji Hastanesi’nde psikiyatri uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel’in ekibinde yer alan Kamçı, yaşam hikayesi ve başardıklarıyla ilham veriyor.

Kamçı adını, kimliğini, yüzünü gizleme gereği duymadan, bağımlılığa giden yolu, iyi kötü deneyimlerini ve makus talihini nasıl değiştirebildiğini açık yüreklilikle anlattı:

Maddeyle ilk tanışmanız nasıl oldu?

Zeytinburnu’nda doğdum, büyüdüm. Baba figürü hiçbir zaman hayatımızda yoktu. Annemle babam boşanmıştı. Ablam ve ben annemin yanındaydık. Annem çok çalışıyordu. Ne hata yaparsam yapayım, asla ‘Aman yapma’‘Yaptığın yanlış’ diyen olmadı. Sözde mahalle abilerinden gördüğümüz neyse onu uyguladık aslında. Hikaye böyle başladı. Önce uçucu maddeler tiner, bali, gazla tanıştım. Sonra esrar, ekstazi, taş, layn, kokain, asit, LSD geldi. En son maddelerim metamfetamin ve eroindi. Esrara 14, ekstaziye 18, eroine 20 yaşındayken geçmiştim. O zaman bağımlılıkla ilgili hiçbir bilgimiz yoktu.

Ortaokuldayken, ‘Okulu bırakıyorum’ dedim, yine kimse arkamdan ‘Dur, sen ne yapıyorsun?’ demedi.  Sokakta büyüdüğüm için çok agresif bir çocuktum. Herkese, her zaman sert çıkışır, bağırır, küfür ederdim. Evden çok kaçtım. İki-üç hafta sokakta yattığımı bilirim. Beş-altı arkadaş, köprülerin altında, ellerimizde tinerle birbirimize sarılıp uyurduk. Bundan çok büyük bir keyif alırdım. Mutluluğu, sevgiyi, huzuru dışarıda bulduğumu düşünürdüm. Kimsem yoktu ama arkadaşlarım vardı. Arkadaşlarım ne yapıyorsa, ben de onu yapardım.

Maddenin etkisi geçtiğinde ne hissediyordunuz peki?

Maddenin etkisi hiçbir zaman geçmedi. Sürekli kullanıyordum. 25’imde bıraktım. 14 yılda belki 30 gün ayık kalmışımdır.

Temin etmek kolay mıydı?

Tiner, bali, gaz gibi uçucular zaten çok ucuzdu. ‘Bir liran, iki liran, üç liran var mı?’ diyerek insanlardan para istiyorduk. Para istemeye ‘sinyal’ diyorduk. Bizden korkuyorlardı. Sıkıntı yaratabileceğimizi düşündükleri için iki-üç lira verip başlarından atıyorlardı. Annem de harçlık veriyordu. Topladığımız paralarla maddeleri alıyorduk. Mal ortada ortaktı, buna mahalle jargonunda ‘koval’ diyorduk.

İstediğiniz herkes para veriyor muydu?

Hayır. Örneğin para istediğimiz kalabalık bir grup bizimle konuşmaya çalışmıştı. Biz ‘Anlat abi’ durumundayız. Anlatsınlar da paramızı alalım kafasında… İki-üç arkadaşımız onlarla münakaşaya girdi. Bizi patakladılar.  Zaten kolumuzu kaldıracak halimiz yok. Kafalar uyuşmuş, sağlam ezdiler. Hiç acı çektiğimi hatırlamıyorum. O anda birini öldürseniz hatırlayamayabilirsiniz. Sabah kalktığınızda da hatırlamayabilirsiniz. Tineri 0,5 litrelik petlere doldurur, herhangi bir yere bağlardık. Benim göbeğimde durur, durmadan içime çekerdim. Sürekli tazelerdik. Bezler elimizden düşmezdi. 

Aileniz fark ettiğinde ne yaptı?

Anlattığım gibi çok agresiftim, hemen her şeye sert tavırlıydım. Annem tekstilde çalışıyordu, fason takipçisiydi. Çok yoğundu. Hafta sonları dahil işe giderdi. Şehir dışına sık sık çıkması gerekiyordu. Beni tutmakta zorlanıyordu. Çevresindekiler de ‘Ergenlik dönemi bu, atlatır’ diyorlarmış. Onun için göze batmadım. Yaşadığımın bir süreç olduğunu ve geçeceğini zannediyorlardı. Zeytinburnu gibi bir yerde ise geçmesine imkan yoktu. Daha 14-15 yaşlarındayken, iki-üç arkadaşım yanımda öldü.

Maddeyi alınca ne oluyordu?

‘Bunu niçin içiyorsun?’ diye soranlara, sadece mutlu olmak, keyif almak için içtiğimi söylüyordum. En azından ben her zaman keyifliydim, kendimce mutluydum. Başka bir şeye ihtiyacım yoktu. Tek ihtiyacım, madde alabilmek için paraydı. Küçüktüm, ileriye dönük planım, hedefim de yoktu.

Etrafınızdaki arkadaşlarınızla hep aynı yaşlarda mıydınız?

Evet. Kendi arkadaşımız, kemik bir kitlemiz vardı. Aralarında anne, babası olmayan da vardı, olan da. Aslında bazılarının anne babası korurdu. Aile yanımızdan alır götürür bir süre sonra tekrar yanımızda biterlerdi. O ortam cezbediyor, alışılıyordu. Arkadaşlık, goygoy, makara, kendi halinde bir topluluktuk.  Şimdi madde almış, zombi gibi olmuş, ayakta duramayanları görünce kendi kendime soruyorum, ‘Biz de mi bu haldeydik?’ diye.

Maddeden maddeye geçiş nasıl gerçekleşiyor?

Süreç her zaman aynıdır. Atlaya atlaya gidersin. Önce uçucularla tanıştık, sonra esrarla.  Mahallede yaş büyüdükçe, çocuksu maddeleri bırakma durumu vardı. Uçucu maddelere, çocuksu madde gözüyle bakılırdı. Günün birinde arkadaşımız dedi ki ‘Teyzem evde esrar yetiştiriyor’. Biz de ‘Kesin getir deneyelim’ diye istedik. Dalından koparmış, getirmişti. Sonra bakıyorsun ki bu biraz daha iyi, daha çok keyiflendiriyor. Bayıltmıyor da. Eve gittiğinde anlaşılmıyor. Tinerin, balinin kokusu var çünkü. Esrarın yok. Sadece gözler kızarıyor. Onun da çözümü var. Aldığımızda ya sokakta yatardık ya da herhangi bir arkadaşımızın evi varsa orada. Zaten eve haber verme gereği duymazdık. Zeytinburnu’nda hem ucuzdu hem de gramajı çok fazlaydı. Yeterince doyuyorduk.

Kimler satıyordu?

Abiler satıyor. Abiler bizim sürecimizi 10 sene önce yaşamış insanlar. Onlar sokakta büyümüş torbacılar. Okul okumamış, hayat görmemiş, annesi yok, babası yok. Hayatta bir gayesi olmayan insanlar genelde bu yola başvuruyorlar.

18-19 yaşına gelince evdekiler böyle gitmeyecek, ‘Bunu işe gönderelim, bir şeye tutunsun, meslek sahibi olsun’ dediler. Meslek öğrenmem için teknik telefon servisine yolladılar. Birkaç ay çalıştım, hızla işi kaptım, öğrendim.  Annem Fatih’te bana dükkan açtı. Motosiklet aldım. O ara bir arkadaşım geldi yanıma. ‘Kanka yeni bir madde geldi, ismi peynir’ dedi. 20 yaşındayım. Hiçbir şeye ‘hayır’ demiyorum. ‘Getir deneyelim’ dedim. Eroin olduğunu bilmiyordum. Diğer maddelerde yaşamadığım kafayı yaşadım. İlk folyo üzerinde kullandım, öyle de devam ettim. Arkadaşım sürekli bedavaya getirmeye başladı. O da bir eroin bağımlısıymış. Akşam altıda dükkanı kapatıyor, içeride kullanıyorduk. Mahallede eroine savaş açılmıştı. ‘Ne b.k yiyorsanız yiyin ama eroin kullanmayın’ diyorlardı bize. Eroin yüksek bağımlılık yapıyor. Almadığımızda ellerimiz, ayaklarımız titriyor, üşüyor, kabız oluyor, sürekli kusuyorduk. Sabah kullanıyorsan akşam da almak zorundasın. Aksi halde krize giriyorduk. 

Düpedüz arkadaşınız alıştırdı yani…

Evet. Eroin bağımlıları bir süre sonra her şeyi tüketmeye başlıyorlar. Para yetmiyor, hırsızlık yapıyor, evindeki eşyayı çalıyorlar.  Para yetmeyince bu sefer parası olandan alıyorum. Sizi buluyorum, size bedavaya vermeye başlıyorum. Veriyorum, veriyorum, ‘düşürüyorum’. Sonra sizden faydalanmaya başlıyorum. Sizdeki paradan almaya başlıyoruz eroini. Yani başta bedava getirerek güzellik yapıyorum. Fiziksel krizine düşmeye başlayınca siz de almak zorunda kalıyorsunuz. O zaman bana da sağlamaya başlıyorsunuz.

Bu arkadaşın tam olarak bana yaptığı buydu. ‘Mahallenin gencisin, sana yapmayacağız da kime yapacağız?’ gibi sözlerle iki hafta boyunca uğraştı. Bir sabah baktım, kendimi hasta, kötü hissediyorum. Anlam veremedim. İşyerine gittim, çocuğu çağırdım tekrar kullandım. Ben zannettim ki kafam güzel, uyuştum, hastalığı hissetmiyorum. Meğerse tam olarak içine, bağımlığa düşmüşüm. İki-üç gün belirtiler devam edince sordum, maddeyle alakalı mı diye. O zaman bağımlılık yaptığını ve almak zorunda olduğumu söyledi.

Bu arkadaşım yine bir sabah erken saatte ortak mal (eroin) alalım diye aradı. Her torbacının attığı bir yalan vardır, ‘Mal çok iyi, dikkat edin’ diye. Bize satan da aynı şeyi söyledi. Krizdeydik,  eve de gidemedik. Bir caminin tuvaletine girdik. Yan yana tuvaletlerde ben folyadan içtim, arkadaşım enjeksiyon yaptı. Krizimi atlattım, çıkalım diye çağırdım. Yanıt gelmedi. Tuvaletin altındaki açıklıktan baktım, yana eğilmiş oturuyordu. Sırtını dayamış, gözlerini kapamış, iğne kolunda. Herhalde mal çok iyi geldi ve bayıldı, ayılınca çıkar diye düşündüm ve ayrıldım. İki hafta kadar sonra orada öldüğünü öğrendim.

‘Torbacılık yaptım’

Bırakma noktasına nasıl geldiniz?

Eroine alıştıran arkadaşıma henüz ölmeden bırakmak istediğimi söylemiştim. Bana bunun kolay olduğunu ve ilaçlarının bulunduğunu söyledi. ‘Gidelim alalım, temiz kalırsın’ dedi. Halkalı’da karaborsada bir yerde ilacı aldık. Bir yandan iyilik yapıyor ama aslında o ilaçla bırakamayacağımı biliyor. Sadece bana denettiriyor. Beş-altı gün evde, ilaçları kullandım.  Kendime geldim. Fiziksel krizi atlattım belki ama psikolojik krizi atlatamadım. Tekrar almaya başladım. 2010 senesiydi. Gözlerimi açtığımda 2016’ya gelmiştim.

Eroin kullanmaya devam ederken hayatınızda neler değişti?

Dükkanımı devrettim, motosikletimi sattım. Sonra saatim, telefonum, altın kolyem gibi değerli eşyalarımı satmaya başladım. Derken evden çalmaya başladım. Annemin altınlarını, değerli ayakkabılarını, televizyonu, bilgisayarı vs. tükettim. Bir süre sonra mahalle esnafından ‘Annem ödeyecek’ diyerek para aldım. Sonra bankaların olanaklarından yararlandım. Kredi, kredi kartı, avans hesabı vs. Bitince çaldım.  Derken çoğu bağımlının geldiği noktaya ben de ulaştım. Torbacılık yapmaya başladım.

Çalışabiliyor muydunuz?

Çalışamıyorum, kriz halindeyim. Herhangi bir yerde, işte tutunamıyorum. Üç, beş, on gün sonra bende sıkıntı olduğunu anlıyorlardı. Bazen kriz halinde gidiyordum. Doz başladığım gibi gitmedi. 0.30 gram içiyordum, 2015’e geldiğimde 1-1.5 grama çıkmıştım.  Gramaj arttıkça parası da arttı. Bir yandan iki-üç kez bırakmayı denedim. Kafama göre ilaç aldım. Eroin bağımlılarından temin ettim. Hastanelerde yazdırdıkları bıraktırma ilaçlarını satıyorlar. Bir yandan etrafımdakilere bunu nasıl bırakacağımızı soruyordum. Bırakmanın iki yolu olduğunu söylerlerdi. Ya altın vuruş yapıp ölmek ya da cezaevine girmek! Tedaviyi bilmiyorlardı. Bu süreçte çok ölen arkadaşlarım oldu. Artık dayanamayıp altın vuruş yapıp ölenler vardı. Çözüm bulamayınca bu yolla intihar ediyorlardı.

Evdekilere neden söylemiyordunuz?

Aslında söylemek istiyorum ama annemin karşısına çıkıp ‘Anne ben eroin bağımlısı oldum, ne yapacağımı da bilmiyorum’ demeyi de gururuma yediremiyorum. Kendi kendime, ‘Bu b.kun içine kendin düştün, tek başına kurtulacaksın’ diyordum. 2016’ya geldiğimde 57 kiloya düşmüştüm (boyum 1.90 metre). Ölüme oynuyordum artık. Bir yandan elimde folyo içiyor diğer yandan bırakmak istiyordum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Madem söyleyemiyorum, kendimi yakalatayım diye düşündüm. Yatağımın altına, küçük bir folyo, boru, biraz eroin bıraktım. Yakalanmış gibi yaptım. Ailem ‘Bırakmak istiyor musun?’ diye sordu. Tabii ki bırakmak istiyordum. Ne yapabileceklerini araştırdı. Bir vakıf hastanesine yatırıldım.

Devam edecek…

Herkesin bildiği sır: Sağlık çalışanları arasında anestezik ilaç bağımlılığı