Beyniniz için: Dengeli beslenin, iyi uyuyun ve stresten uzak durun

MESUDE ERŞAN

@mesudersan

mesudeersan@diken.com.tr

Türk Nöroloji Derneği, Dünya Beyin Günü’nde, beyin sağlığını korumak için beş temel öneride bulunuyor: Uyku düzeninizi koruyun, düzenli egzersiz yapın, stresten uzak durun, yeterli ve dengeli beslenin ve pozitif düşünün, bol bol gülün!

Fotoğraf: Reuters

Türk Nöroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu, “Birçok beyin bozukluğunu önlenebilir” diyor.

Türk Nöroloji Derneği’nin de 29 kurucu üyesinden biri olduğu Dünya Nöroloji Dernekleri Federasyonu (WFN) bu yıl 22 Temmuz Dünya Beyin Günü’nün temasını “Herkes için bütüncül beyin sağlığı” olarak belirledi. Federasyonunun hedefi beyin sağlığını optimize etmek ve nörolojik bozuklukların küresel yükünü azaltmak.

Beyin hastalıkları erişkin yaşamda sakatlığın bir numaralı sebebi. Ölüm nedenleri arasındaysa ikinci sırada yer alıyor.  Maalesef her üç kişiden birinde en azından bir tipte beyin bozukluğu bulunuyor.

Türk Nöroloji Derneği, Türkiye genelinde beyin sağlığı konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla “Beynine Sağlık” kampanyasını başlattı.

30’lu yaşlarda beyin küçülmeye başlıyor

Beyin birçoğumuzun sandığından erken yaşlanmaya başlıyor. Henüz 30’lu yaşlarda küçülmeye başlıyor. Tek sorun beynin yaşlanması değil, başka hastalıkların da sıklığı yaşla artıyor. Ancak önlemlerle beyindeki yapıları korumak, en azından riskleri azaltmak mümkün elbette.

Beyin damar sağlığı ve yaşlanmasınınsa beyin sağlığında kritik önemi var. Dolasıyla kalbe iyi gelen beyne de iyi geliyor!

WFN ise herkes için beyin sağlığına giden yol haritasını belirlerken beş anahtar ilke ilan etti: Farkındalık, önleme, savunuculuk, eğitim ve erişim.

Topçuoğlu beyin sağlığıyla ilgili sorularımızı yanıtladı:

Madem bugün Beyin Sağlığı Günü, sağlıklı beyinden kastınız ne?

“Beyin sağlığı” sözü bozulmadan evvel korunmayı işaret ediyor. Hasta olmamak demek değil. Hayal kurmak, izlemek, öğrenmek, sevmek, yemek, yürümek yani ne olursa yaşama dair aktivitelerinin her birini yapabilmek için 100 milyar nöron ve 10 trilyon sinaps olarak bilinen bağlantıdan oluşan beynini kullanıyor. Sağlıklı beyinden, bu muazzam sistemin her daim tam kapasite işlevsel olmasını işaret ediyoruz.

Beyin nasıl yaşlanıyor? Bu süreci yönetmek, kontrol etmek ne derece mümkün?

Beyinde yaşa bağlı olarak hem kütlesel hem de organizasyonel değişikler oluyor. Bu kapasite ve fonksiyona olumsuz yansıyor. 30’lu yaşlarda beyin küçülmeye başlıyor (yılda yaklaşık yüzde 0,2) ve altmışlı yaşlardan sonra bu (yılda yüzde 0,2-0,5 arası) hızlanıyor. Beyindeki ana fonksiyonel hücre olan nöronların sayısal azalmasından çok bu hücrelerin birbiriyle iletişim kurduğu dendrit denen ağacı andıran bağlantılarında kısalma, basitleşme ve dalların oluşturduğu ağsı şebekenin mimarisinin bozulması esas sorumlu. Nöronlar yenilenemez ama bu bağlantı sisteminin oluşturduğu işlevsel yapı geliştirilip korunabilir. Yaşlanmaya “bilişsel rezerv” kavramıyla bakmalıyız.

Yaşla oluşan beyin küçülmesi gri kabuk kısmının (korteks) incelmesi ve bunun altında bölgeleri bağlayan muazzam kablo ağının paketlenmesinin gevşemesinden kaynaklanıyor.

Hücresel düzeyde bakılırsa çok katmanlı ve iç içe geçmiş süreçler var. Ama bunlardan mitokondriyal yaşlanma söz konusu olunca değinmek gerekli ve faydalı. Mitokondrilerin yapısal ve kapasite değişikliği sonucu enerji ve kalsiyum trafiği bozuluyor. Oksidatif olarak hasarlanmış moleküllerin temizlenmesinin bozulması ve proteinlerin yanlış katlanması, hücrelerde fonksiyonel olmayan birikime yol açıyor. Bu giderek artıyor ve hücreleri zehirliyor. Elbette bu sürece karşı çaresiz değiliz.

Sayılarınızı öğrenin

Beyin damar sağlığı nasıl korunabilir?

Beyin damar sağlığı ve yaşlanmasının beyin sağlığında kritik önemi var. Ben öncelikle damar sağlığını koruyabilmek için kendi rakamlarını öğrenip takip etmelerini öneririm. Sadece boy ve kiloyu (ve bunlardan hesaplanabilen beden kitle indeksi) bilmek yetmiyor. Tansiyon (kan basıncı), kan şekeri, iyi ve kötü kolesterol (LDL) seviyesi, yapılan egzersiz (örneğin atılan adım sayısı), alınan tuz ve kalori bilinmeli. Bu risk altındaki bireylerin belirlenmesi için gerekli. Ancak bu şekilde beyin bozukluklarının erken teşhisi ve tedavisiyle bakıma hızlı erişilebilir. Sigara ve alkol kullanmamak kritik öneme haiz.

Fotoğraf: AA

Hipertansiyon, diyabet gibi bazı patolojiler beyin hastalıklarına zemin hazırlar mı?

Evet, her ikisi de hem beyin hem de beyin damar hastalıkları açısından önemli riskler. Elbette değiştirilemeyecek risk faktörlerimiz de var.  Örneğin genetik yatkınlık. Ama birçok çevresel ve kazanılmış faktör daha önemli.

Nedir bunlar?

Pasif maruziyet dahil sigara içimi, aşırı alkol kullanımı, kan yağ düzeylerinin yüksek olması (kötü kolesterol diye bilinen LDL yüksekliği), trigliserid yüksekliği ve iyi kolesterol (HDL) düşüklüğü, diyetin damarsal açıdan sağlıklı olmaması. Yani diyette sebze, baklagiller, tam tahıllı buğdaygiller, kuruyemiş, süt, lif, kalsiyum, Omega-3  ve doymamış yağ asitlerinin az olması. Buna karşılık kırmızı et, işlenmiş et ürünleri, rafine şeker-tatlandırıcılı içecekler, tuz (Sodyum) ve trans yağların fazla olması. Hareketsizlik, aktif olmayan yaşam, obezite, hava ve suyun temiz olmaması, emeklilik sonrası sosyal izolasyon, bilişsel aktivitelerin azaltılması ve toplumsal dönüşüm.

Beyne en çok zarar veren çevresel faktörler nedir?

Elbette çevresel risk faktörlerinin hepsi çok önemli ve birbirlerinin olumsuz etkilerini artırırlar. Bu kapsamda temiz hava ve suya erişimin kritik önemi var.

‘Vitamin, mineral kürleri zarar bile verebilir’

Bazı nörologların bir takım vitamin kürleri, başka bazı manipülasyonlarla beyin sağlığını koruma, tedavi etme iddiaları var. Bunların gerçekten kanıtlanmış etkisi var mı?

Maalesef hiçbir faydası göstermemiş ve potansiyel riskler içeren uygulamalar bunlar. Çoklu takviye maddesi içeren kokteyl yaklaşımı, bu tarz bilim dışı kişiler tarafından tercih edilen bir yöntem ve genellikle C vitamini, E vitamini, piridoksin, folat ve kobalamin ve beta-karoten gibi başlıca antioksidan vitaminleri ve vitaminler yanısıra likopen, D vitamini, resveratrol, kateşin, epikateşin, kaprilik trigliserit, omega-3 yağ asidi, alfa-lipoik asit, L-karnitin, koenzim Q10, kreatin, magnezyum, safran, karnosin, ginkgo biloba gibi sayısız maddeyi içerir.

Multivitaminler, antioksidanlar için ne dersiniz?

Multivitamin haplarının hiçbirinin nörolojik hastalıkların tedavisi için yararlı olmadığını hatta belgelenmiş bir eksiklik yoksa,  zararlı olabileceğini söyleyebilirim. Korunmada da yerleri yok. Antioksidan örneğinde olduğu gibi bunların diyet içinde (yenilen besinlerde) yer alması gerekir. Yüksek antioksidan içeriğine sahip diyetlerin, kanser ve koroner kalp hastalığı ve felç gibi aterosklerozla ilişkili damar hastalıklarını önleyerek beyin sağlığı iyileştirdiğine inanılıyor. Takviyeden ziyade diyet değişikliği genellikle teşvik edilse de şu anda birçok antioksidan preparat pazarlanıyor. Ancak bu devasa pazar, bilimsel verilerle yeterince desteklenmedi. Antioksidan takviyeleri test eden çok sayıda klinik çalışma hem küresel sağlık hem de herhangi bir nörolojik hastalık üzerinde önemli bir etkisinin olmadığını öne sürdü. Bunun yerine özellikle yaşlılarda veya diğer savunmasız popülasyonlarda ölüm oranlarında küçük ama ölçülebilir bir artışa neden oldular. Diyet antioksidanlarının pozitif etkisiyle tamamlayıcı antioksidan ürünler arasındaki bu tutarsızlığa “antioksidan paradoksu” deniyor. Bu paradoksun kesin nedeni tam olarak açıklanmadı. Benden söylemesi…

Fotoğraf: Reuters

Pandeminin beyin sağlığına etkisi ne oldu? Beyin sisi denilen tabloyla çok hasta görüyor musunuz?

Covid doğrudan beyni etkilemiyordu ama hastalığın ağırlığı ile orantılı olarak beynin ikincil olarak etkilenmesi mümkün. Bunlardan biri de akciğer hastalığının iyileşme döneminde görülen “beyin sisi” dediğimiz tablo. Uzamış Covid’de yorgunluk, nefes darlığı, kas ağrısı, eklem ağrısı, baş ağrısı, öksürük, göğüs ağrısı, koku değişikliği, tat değişikliği ve ishal de olabilir. Beyin sisi uzamış Covid’in bir parçası veya tek başına olabilir. “Beyin sisi” aslında birçok hastalığın nekahat döneminde görülen ve pek çok bilişsel bulgu ve belirtiyi içeren bir şemsiye terim. Covidle ilişkilendirilse de ona has değildir.

Ne oluyor beyin sisinde?

Dikkat dağınıklığı, odaklanma zorluğu, karar verme güçlüğü, kelime bulma güçlüğü, toparlayamama ve kısaca zihinsel performans yavaşlaması oluyor. Sinirlilik, uykudan dinlenememiş kalkma, sosyal medyada çok fazla zaman geçirme, elde kumandayla TV karşısında oturma, sürekli dinlenme ihtiyacı hissetme gibi  “enerjisizlik” belirtileri görülebiliyor. Randevuları unutma, evde eşyaları bulamama, sık eşya kaybetme, araba kullanırken yolu kaybetme, yol işaretlerini kaçırma, adresi hatırlayamama, toplu taşımada durakları takip edememe veya yanlış araçlara binme, market alışverişi yapamama,  yemek pişirirken veya hazırlarken atılmaması gereken besinler ve mutfak aletleri gibi şeyleri çöpe atma olabilir. Genel bir beceri kaybı ve işe dönememeyle seyrediyor.

‘Beyin sisi belirtileri varsa tıbbi destek alın’

Araştırmalarda sık saptanıyor. Örneğin bir yıl sonra bile hastaların takriben yarısı normale dönemedi diyenler var. Ancak çoğu hasta doktora başvurmuyor. Orta Covid sonrası üçüncü ay bitiminde yorgunluk üçte bir ve beyin sisi beşte bir sıklıkta kalıyor. Halbuki bu yakınmalar varsa doktora başvurmak lazım. Vitamin eksikliği veya başka bir patoloji tespit edilirse tedavi olunmalı. Unutulmamalı ki bu durum zamanla iyileşir ama sadece dinlenmekle de düzelmez.

Fotoğraf: Unsplash

Pandemiden sonra beyin damar hastalıklarında artış gözlediniz mi?

Hayır. Pandemide beyin damar hastalıklarının kanama veya tıkanma tiplerinde bir artış olmadı. Aksine özellikle birinci ve belki ikinci dalgada hastalar hastaneye gelmek istemediği için sayılar görünürde azalmış gibi yorumlandı. Bazı ülkelerde uzamış bir dalga olan dördüncü dalgada diğerlerinde inme hastaları arasında yaklaşık yüzde 1-2 olan Covid enfeksiyonu sıklığı yüzde 3’e kadar çıktı. Pandemide inmenin tedavisi de değişmedi.

Türkiye’de beyin sağlığı açısından hangi yanlışların sık yapıldığını gözlüyorsunuz?

Aslında sigara, alkol, transyağ, tuzla ilgili yasal düzenlemeler faydalı oldu. Ama devamlı bir kampanya yapılmadığı için başta görülen azalma geliştirilemedi. Örneğin kadınlarda sigara içimi giderek artıyor. 2017’de ulusal STEPS (Türkiye Hane Halkı Sağlık Araştırması) risk faktörleri araştırmasının bazı sonuçlarını hatırlatayım. Erkeklerin beşte ikisi (yüzde 43,4) ve kadınların beşte biri (yüzde 19,7) tütün ürünü kullanıyor. Erkeklerin yüzde 13,1’i alkol tüketiyor. Türkiye’deki tuz tüketimi günde 9,9 gram. Bu Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği miktardan yaklaşık iki kat daha fazla. Yetişkinlerin neredeyse yarısı (yüzde 43,6), bilhassa kadınlar (yüzde 53,9) örgütün fiziksel aktivite önerilerini yerine getirmiyor.

‘Fakirlik azaltılmalı’

Beyin sağlığı için önce fakirlik azaltılmalı. Şehirler sağlıklı olmalı. Nüfusumuzun yüzde 75’i şehirlerde yaşıyor. Şehrin her yerinde temiz hava ve su, ulaşım ve evler sağlıklı olmalı. Sağlıklı yiyecekler daha pahalı olmamalı. Gelir düzeyine göre yemek içeriği veya fiziksel aktivite yapılabilecek imkanlar sağlanmalı. Her belediye bunları sağlamıyor.

Kilo, egzersiz, kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol ölçümü ile riskli bireylerin tespiti sağlanmalıdır. Ama risk altındaki bireylerin belirlenmesi için bir sistem yok, hastalanmadan medikal yardım almaya gitme yani check-up alışkanlığı ülkemizde yok, inme ile felç olup gelen hastalardan “Turp gibiydi”, “Şimdiye kadar hiç doktora gitmemişti”, “Nasıl oldu anlamadık” sözlerini çok kere duymuşumdur. Ama bakarsınız hastanın kalbi, damarları ve beyni belki on yıllardır tedavi edilmemiş tansiyon ve şekerden bitmiş. Migreni de örnek verebilirim. Çok sıktır. Çalışanlar milyonlarca gün bu ağrı nedeniyle işe gidemez. Ama migrenlilerin en az yarısı doktora başvurmuyor, kendilerini tedavi ediyorlar.

Prof. Dr. Mehmet Akif Topçuoğlu

‘Yaşlılar evlere kapanıyor’

Ülkemizde yaşlanmayla birlikte sosyal katılım ve aktivite imkanı çok azalıyor. Yaşlılar evden çıkmıyor, artık kalabalık aileler de azaldı. Yalnızlık yaşlılıkta önemli bir risk ve sorun olarak karşımıza çıkıyor. Yaşlılarda zayıf görme ve işitme gibi basit çözümü olabilecek sorunların daha kontrolü sağlanamıyor. Maalesef bizde beyin bozukluklarının erken teşhisi ve tedavisine “ülke genelinde” herkesin hızlı ve eşit erişim imkanı bulunduğunu söyleyemeyeceğim. Eğitim düzeyi yükseltilmeli.

Yaşlılıkta sağlık, hastalığın olmamasıyla tanımlanmamalı. Sağlıklı yaşlanma, her yaşlı kişi tarafından başarılabilir. Yaşlıların kendileri için önemli olan şeyleri yapmaya devam etmelerini sağlayan bir süreç olmalı. Yaşlı insanlar için sağlık ve sosyal bakım harcamaları genellikle topluma maliyet olarak görülse de fırsatların gerçekleştirilmesine ve yaşlıların birçok olumlu katkıyı sürdürmelerine olanak sağlamaya yönelik yatırımlar şeklinde anlaşılmalı artık.