Berfin Aksoy: Marx, düşündüğümüzden çok daha hareketli bir hayatın içindeydi

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Bugün onun doğum günü.

Onu anarken “büyük” kavramlara, söylemlere başvurmak gerekiyormuş gibi gelir çoğu zaman. Oysa bu yazının amacı daha çok, onun hayatına, tereddütlerine, ilişkilerine ve o hayatın içinde doğan düşünceye bakmaktır.

Çünkü Marx, düşündüğümüzden çok daha hareketli bir hayatın içindeydi: çocuklarına posta arabası beygiri olan, kestane düşüreceğim diye ağaç taşlayan, fırsat buldukça vals yapan ve âşık olunca ciltler dolusu şiir yazan biri. Hem de öyle ölçülü, serinkanlı dizeler değil, gençliğin o taşkın, biraz fazla coşkulu, biraz da utandıran türünden…

Marx çocuklarını bütün yüreğiyle sever; yazı masasının başında çalışırken ya da yorucu bir günün ardından dinlenirken onların varlığı onu hiçbir zaman rahatsız etmez. Gürültülü oyunlarına katlanmakla kalmaz, çoğu zaman kendisi de bir çocuk gibi aralarına karışır.

Kızlarının sırtına bindiği “süvari” oyunu, sandalyelere bağlanan “at arabası”, leğen dolusu suda kâğıttan gemilerin çarpıştırıldığı “deniz savaşları”… Pazar günleri ise tüm aile Hampstead Heath’e yürüyüşe çıkar. Geniş arazide koşulur, güreşilir, kestane düşürmek için ağaçlar taşlanır. Marx bir keresinde bu oyuna öylesine kapılır ki sağ kolunu günlerce kullanamaz hâle gelir.

Soho’ya dönüş yolunda Marx hikâye anlatır, kendine özgü bir kuralla: her bir mil için bir hikâye. Duraksayacak olsa çocuklar hemen bağırır: “Bize bir mil daha anlat!” Bu masalların başrolünde oyuncakçı büyücü Hans Röckle vardır; borçlarını ödemek için oyuncaklarını şeytana satmak zorunda kalan ama türlü maceraların ardından her şeyi geri kazanan biri. Kendi hayatının biraz ironik bir yansıması.

Berfin Aksoy’un yazısı