
Dr. FEYZA BAYRAKTAR
@FeyzaBayraktar_
info@feyzabayraktar.com
Yeme bozuklukları, çağımızın en yaygın psikolojik problemlerinden biri.
Ne yazık ki yeme bozuklukları hakkındaki farkındalık çok az olduğu için insanlar yeme bozuklukları ile sağlıksız beslenmeyi birbirine karıştırabiliyor. Ya da yeme bozukluklarını, mankenlere özenen genç kızların yakalandığı bir zayıflık hastalığı olmakla sınırlandırabiliyor.
Oysa sağlıklı beslenmeyi bir takıntı haline getirmek, fazla egzersiz yapmak, doktor kontrolü olmadan bağırsak çalıştırıcı bitki çaylarını veya aynı işlevi gören ilaçları düzenli kullanmak, bir gün tıka basa yiyip ertesi gün kendini neredeyse aç bırakmak, gerginlik veya can sıkıntısı halinde yemek de birer yeme bozukluğu belirtisi olabilir.
Daha çok konuşmalıyız
Dolayısıyla konu hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olmamak, yeme bozukluklarının önlenmesini engelleyip hızla yayılmasına zemin hazırladığı için üzerinde daha fazla konuşmamız gerek.
Yaklaşık 17 senedir bu alanda çalışan bir uzman olarak, yeme bozukluklarının görülme oranının her geçen yıl -özellikle de pandemi sonrası- arttığını gözlemleyebiliyorum. Bu konuda dünya çapında yapılan araştırmalar yayınlandıkça da gözlemlerimde yanılmadığımı görüyorum. Yeme bozuklukları hakkında farklı mecralarda sık sık konuşup yazıyorum. Kendi köşemde ise bu konuya yeterince değinmediğimin farkına vardım; zaman zaman yeme bozuklukları hakkında sizleri bilgilendirmeye çalışacağım.
Bodyshaming ve etkileri
Yeme bozukluklarının birçok psikolojik sebebi var. Yalnız ‘bodyshaming’in, yani bir insanı beden şekli, kilosu ya da görüntüsü üzerinden eleştirmenin, daha doğrusu yargılama ve küçük düşürmeye çalışmanın yeme bozukluklarının oluşmasındaki rolü büyük. O yüzden bugün bodyshaming hakkında yazmak istedim.
Hepimizin çevresinde -farkında olmadan da olsa- bodyshaming yapan birçok insan var. Bu insanlar, kilolarını, beden şekillerini yargıladığı insanlarda ne denli büyük yaralar açabileceğinin bilincinde değil. Ağızlarından çıkan sözcüklerin etkileri hakkında farkındalık kazanmaları, belki onların bu konuda daha ölçülü davranmalarına katkı sağlar.
Yeme bozukluğu bulunan kişilerin geçmiş öykülerine baktığımızın zaman hemen hepsinin çocukluk ya da ergenlik çağında bodyshaming’e maruz kaldığını söylemek yanlış olmaz. Bodyshaming, bir tek yeme bozukluklarına değil, özdeğer problemlerine, depresyona, kaygı bozukluklarına ve daha birçok psikolojik probleme sebep olabiliyor.
Sadece çocukluk ya da ergenlik çağında da değil, yetişkinlik dönemlerinde de bireyler bodyshaminge maruz kalabiliyor. Şahsen ben, hayatımın çeşitli dönemlerinde çeşitli şekillerde bodyshaminge maruz kaldım, hala da bu zorbalığa -diğer bir deyişle- bir tür psikolojik şiddete uğradığım zamanlar oluyor.
Göz önünde olun ya da olmayın, fazla kilonuz olsun olmasın, kendi çöplerini başkalarının üzerine boşaltma ihtiyacı ve çabası içinde olan insanların hedefi haline gelmeniz mümkün. Bodyshaming için, “Ben mutsuzum, kendi hayatımda mutlu olmak için adımlar atmak yerine, başka bir insanı da mutsuz etmekle meşgul olayım” diyenlerin en sık kullandığı silahlardan birisi demek yanlış olmaz.
Kilo almışsın sen!
Çocukluk, ergenlik ya da yetişkinlik döneminde maruz kalınan bodyshaming çok yakın çevremizden gelebileceği gibi, tanımadığımız insanların dillerinden de zehirli bir atık gibi fışkırabilir. Günlük sohbetlerde sık sık yer alan; “Kilo almışsın sen… Göbeğin çıkmış… Senin bacaklar da Roberto Carlos gibi… Saçlar da dökülmüş, kafa parlıyor… Çok zayıfsın, biraz kilo alsan çok yakışır” gibi ifadeler o pkadar yaygınlaştı ki söyleyen değil maruz kalan alınıyor diye suçlu oymuş gibi yaklaşılabiliyor.
Öncelikle hepimiz gayet iyi biliyoruz ki bir insan kilo alıp almadığının farkındadır. Yani herkesin evinde en az bir tartı ya da ayna vardır. Dolayısıyla bir insana kilo aldığını söylediğimiz zaman, büyük bir aydınlanma yaşamayacağından emin olabiliriz öyle değil mi?
O zaman böyle bir yorum yapma ihtiyacını hissetmemizin sebebi ne? Bu yorumu yaparak karşımızdakine nasıl yardımcı olacağımızı düşünüyoruz? Dillerimize yapışmış olan “Kilo almışsın… Kilo vermişsin” lafları tam olarak neye hizmet ediyor? Sizler bu konu hakkında hiç düşünüp özeleştiri yaptınız mı?
Eğer niyetimiz bir şekilde karşımızdaki kişiyi sağlığıyla ilgili bir şeyler yapması adına harekete geçirmekse bu yorumların ne kadar işlevsel olduğu tartışılır. Aksine, belki de bu konuyla ilgili kendisini sürekli eleştiren, diyet yapma sürecini devamlı erteleyen bir insanın, kilo aldığına dair bir yorum duyması, o kişinin ilk önce bu yorumu yapana, sonra da kendisine öfkelenmesine, bu öfkeyi yönetmekte güçlük çektiği için daha fazla yemesine ve sağlıklı kilosuna inmesi için başlayacağı yolculuğu sabote etmesine sebep olabilir.
Başkalarının görünüşüyle neden bu kadar ilgiliyiz?
Bazı insanlar başkalarının kilosu, bacakları, göbeği, saçları, yani görünüşüyle o kadar ilgili ki seneler içindeki değişimi takip edip yorum yapmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar. Toplumumuzda sınırsızlığı samimiyet sanmak, bulaşıcılığı yüksek bir virüs gibi yayıldıkça yayıldı. Senelerdir görmediğimiz bir yakınımız bile bizi ilk gördüğünde görünüşümüzle ilgili rahatça yorum yapabiliyor.
Kendi hayatlarındaki gerçeklerle yüzleşmek istemeyen insanlar ya da kendi bedenlerinden memnun olmayanlar, başkalarının hayatına ya da bedenine odaklanmayı seçebilir. İnsanın kendi mutsuzluğunu kabul edip değişim için adım atmasındansa başkalarına çelme takmaya çalışması daha kolay olsa gerek ki birçok insan çevresiyle fazlasıyla ilgili.
Keşke bu ilgi, başka insanları eleştirmek, yargılamak üzerinden değil de onlara destek olmak üzerinden giderilmeye çalışılsa, belki o zaman yaşamak daha kolay olurdu. İronik bir şekilde birçok kişi, hayatın zorluğundan ve insanlığın bozulduğundan şikayet ederken, hayatı hem kendilerine hem de başkalarına zehir etmeyi de ihmal etmiyor.
X-ray süzüşü
Aile içinde, akrabalar ya da arkadaşlar arasında sık sık gündeme gelen kilo konusu artık gerçekten -deyim yerindeyse- kabak tadı vermeye başladı. Ülkede sanırım en fazla üç şey konuşuluyor; pahalılık, seçim ve görünüş.
Tanıdığınız birini gördüğünüz andaki o ilk süzüş var ya… Hani havalimanında x-raydan geçiyormuş duygusunu uyandıran o ilk süzüş. Birçoğumuzun zihninde, ‘Ne bulup da ne söyleyecek?’ ya da ‘Ne düşünüyor’ düşüncesinin raftan indirildiği ilk karşılaşma anından bahsediyorum. O anı zihninizde canlandırmaya çalışın lütfen. İşte o an, hayatımızı zorlaştıran ve üzerinde fazla konuşmadığımız, detay gibi gözüken ama hayli önemli anlardan biri. Başkalarının gözlerini üzerimizde hissederek yaşamak, bir tür esaret değil mi?
Öte taraftan, insanlar birbirini süzdükten sonra iltifat da edebilir tabii. İlla herkes birbirini yerden yere vuracak diye kural yok. Yalnız, “Kilo vermişsin, güzel olmuş” sözünün bir iltifat olarak kullanılmasının, olumsuz etkilerini de göz ardı etmeyelim…
Eğer bir kişinin beden şekli ve kilosuyla ilgili hassasiyeti varsa ve siz ona kilo verince güzelleştiğini söylerseniz o kişinin kilo almaktan korkmasına neden olabilir ve dolayısıyla yeme bozukluğu oluşmasındaki sebeplerden birisi haline gelebilirsiniz. İnsanlar üzüntüden ya da herhangi bir kronik hastalıktan dolayı da kilo vermiş olabilir. Bu sebeple de fazla kiloyu eleştirmek gibi, kilo vermeyi övmek de sanıldığı gibi olumlu olmayabilir.
Bir kişiyi zayıf olmasından dolayı eleştirmek de bir tür ‘bodyshaming‘dir. Bazı insanlar kilo almakta zorlanabilir ya da ince görünmeyi seçebilir. Eğer bir yakınınızın fazla kilosundan ya da olması gereken kilonun altında olmasından dolayı sağlığına dair kaygı hissediyorsanız, bunu uygun bir dille ifade edebilirsiniz. Yalnız, eleştirel ya da yargılayıcı bir üsluptan itinayla kaçınmaya çalışın.
Estetik müdahale üzerinden zorbalık
Günümüzde en yaygın yapılan bodyshaming türlerinden biri de estetik için başvuran kişilere yapılan zorbalık; yani ‘plastic surgery shaming‘.
Sosyal medyada bu bodyshaming türü, ‘Botokstan gülemiyor’ gibi klişeler ve bunun farklı varyantları olarak sık sık karşımıza çıkıyor. Toplumumuzda sınırsızlık ile samimiyet nasıl birbirine karıştırılıyorsa ne yazık ki eleştiri ile aşağılama ve hakaret de birbirine karıştırılabiliyor.
Bir insanı bedeni üzerinden eleştirmek, yargılamak ve aşağılamaya çalışmak beden olumluma hareketi değildir. Bir kişi estetik yaptırmıyor diye onu nasıl yargılamaktan kaçınmamız gerekiyorsa yaptıranları da yargılamaktan uzak durmamız gerekiyor. O insanı ‘özgüveni düşük’ olarak etiketlemek, durumun bütününü ele almak açısından sığ kalır ki birine bedeni üzerinden saldırmanın da çok özgüvenli bir davranış olduğunu söyleyemeyiz.
Kendisiyle barışık ve hayatından memnun insanlar, başkalarına saldırmaz, kendisine ve hayata duyduğu öfkeyi başkaları üzerinden gidermeye çalışmaz. Özetle, kendi çöplerini başkalarının üzerine atarak temizlenme yolunu seçmezler.
‘Dur’ demenin zamanı
Bodyshaming günün her saati, aile içinde, arkadaş ortamında, iş yerinde karşımıza farklı şekillerde çıkabilir. Beden şekli ve kilo üzerinden yorum yapmak o kadar normalleştirildi ki birçoğumuz bu yorumlar karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğimizi bilmiyoruz.
‘Bir şey söylersem, bu konuda kırıldığımı anlayıp daha fazla üzerime gelir mi? En iyisi susayım ve takmıyor gibi davranayım’ diye düşünme ve bu düşünce çevresinde şekillenen ‘karşılık vermeme‘ hayli yaygın. Oysa insanlar sözleriyle sınırlarını fazlasıyla aştığını ve kırıcı olduğunun farkına varmalı. Her ne niyetle söylenirse söylensin yaptıklarının karşılarındaki insanı yaralayabileceğini ve hatta bir tür psikolojik şiddet olduğunun bilincinde olmalılar.
Bu sebeple de beden şekli ve kilomuz üzerinden gelen yorumlar karşısında eğer rahatsız oluyorsak bunu dile getirmeli, bu söylemlerin kırıcı olduğunu ifade etmeliyiz. “Sen de amma alıngansın” ya da “Ben senin iyiliğin için söylüyorum” gibi cevaplar karşısında çizdiğimiz sınırın arkasında durup karşımızdaki kişinin manipülasyonuna boyun eğmemeyi de öğrenmeliyiz.
Beden şekli ve kiloya dair yersiz ve gereksiz yorumlara, bir insanın beden şekli ve kilosuyla ilgili komik olmayan ama komik olduğu sanılan esprilere, iyi niyet veya samimiyet başlığı altına saklanmaya çalışılmış sınırsızlık ve hadsizliklere, özgür düşünce ya da eleştiri olduğu sanılan aşağılamalara karşı ‘Dur!’ demenin zamanı geldi.
İnsan kendisiyle veya hayatıyla mutsuz olabilir ama kimsenin bu mutsuzluğu etrafa bulaştırmaya hakkı yok. Herkesin ilk önce kendi evinin önünü süpürmeyi öğrenmesi gerek! Onları kontrol edemesek bile kendi alanımızın sınırlarını netleştirip kendimizi korumaya çalışabiliriz.