İnsanlar yalnızca yoksullaştıklarını düşünmüyor, hayatlarının kendi ellerinden çıktığını hissediyor. Çocuklarının geleceği üzerindeki etkilerini kaybettiklerini düşünüyor. Kurumların ve yasaların onları koruyacağına inanmıyor. Siyasetin sorunlarını çözebileceğinden emin olamıyor.
Tam da bu nedenle bugün Türkiye’de asıl ihtiyaç yeni bir muhalefet aktöründen çok yeni bir siyaset tahayyülü. Muhalefetin önüne çıkan fırsat da risk de aynı yerde, bu noktada bulunuyor. Çünkü muhalefetin yalnızca iktidarın karşısında olması, iktidarın yanlışlarının çoğalması, keyfiliğin ve adaletsizliğin yoğunlaşması artık seçim kazanmak için yeterli görünmüyor. Toplumun önemli bir bölümü yalnızca mevcut iktidardan memnun olmadığı için değil, geleceğe ilişkin bir çıkış yolu görmek istediği için de arayış içinde.
Bu nedenle muhalefet yalnızca seçim kazanma odaklı siyaseti sürdürerek iktidarı değiştirecek toplumsal desteğe hâlâ ulaşamıyor. Siyasetin kendisini değiştirmeyi hedeflemek zorunda. Belki de önümüzdeki dönemde bir tarafta siyaseti seçim kazanma meselesi olarak görenler olacak. Diğer tarafta ise siyaseti bir toplumsal yeniden kuruluş süreci olarak görenler.
Birinci yaklaşım seçim kazanmaya odaklanıyor, ikinci yaklaşım toplum inşa etmeye. Birincisi örgütlenmeyi kampanya olarak görüyor, ikincisi öğrenme süreci olarak. Birincisi seçmeni mobilize etmeye çalışıyor, ikincisi yurttaşı güçlendirmeye.
Türkiye’nin önündeki temel soru da bu. Yeni dönemin siyasal aktörleri yalnızca seçim kazanan liderler mi olacak? Yoksa toplumun farklı kesimlerini ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturabilen kurucu aktörler mi?