Barış Terkoğlu: Ne garip düzen, sabah polis uyanıyorsun akşam terörist oluyorsun

Okura not

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

warning
Okura not:

Günün 11’i, Türkiye medyasındaki görüş ve yorum çeşitliliğini yansıtmak amacıyla hazırlanmaktadır. Aşağıda özetini bulacağınız yazıya yer vermemiz, içeriğini onayladığımız ve/veya desteklediğimiz anlamına gelmez.

Ne garip bir düzen… Sabah polis uyanıyorsun akşam terörist oluyorsun.

Geçen hafta, polis sendikası kurmaya çalışan, bunun için sosyal medyada Polis Sendikası hesabını yöneten Polis Levent A.’nın hikayesini anlatmıştım. Soylu’nun kızının Baltalimanı Polisevi yerleşkesi içindeki konutta kalmasını sorgulayan bir mesaj paylaşınca evi basılmış, kelepçelenmiş, tutuklanmıştı. Yazıdan sonra polislerden pek çok mesaj aldım. Çoğu “bir de Bombacı Mülayim var” diyordu. Hikayesinden bu sayede haberdar oldum.

Herkes onu “Bombacı Mülayim” olarak tanıyor. Adı: Vedat Kılıçel. Lakabını Kemal Sunal’ın Korkusuz Korkak filmindeki karakterinden alıyor.

Son olarak Trabzon Emniyeti’nde görevli Polis Vedat, “haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır” felsefesine inanıyor. Uzun süredir sosyal medyada polislerin yaşadığı haksızlıkları paylaşıyor. Örneğin polis araçlarının kaza veya görev nedeniyle zarar görmesinin bedelini polislerin ödediğini anlatıp itiraz ediyor. Kelepçenin, silahın parasını polisin vermesini eleştiriyor. 50-55 bin lira maaşla polislerin geçinememelerini gündeme getiriyor. Ayağa değil vücuda atış talimi yaptırılmasından bile bahsediyor. Bayramlarda, resmi tatillerde angarya çalıştırmalara karşı çıkıyor. Uykusuz, gecesiz-gündüzsüz, parasız yaşamanın polislerde aile dramlarına, intiharlara yol açtığını anlatıyor. Birçok polis yaşadığı sorunları duyursun diye Bombacı Mülayim’e yolluyor. Elbette polis, polisin hakkını savunmak için de olsa, ayrık otluğu yapınca başı belaya girmekten kurtulmuyor.

Barış Terkoğlu’nun yazısı